• bugün (110)
  1. hayatimin guzel bir sürprizi olarak vucudum doktora basvurnuș dönemimde 'polikistik over' teşhisiyle tanistim. yani yasin 30 olsun ve vucudun kendi isini birakabilir mi, hem de bircok duygu ile. insan kendini bir beklentiler kumkumasi gibi hissediyor. Ama mesele şoyle: hissediyorsun ki bu bir muzik değil; ama bazi gunler iste o dahil dusmek dogal. hayatta kahkaha da paylasilir; yalniz hissederek mekan tepmektense... kapriticilik beni motive etti. tabiki bu surecte cok terapiler, cok dedikodu odasi isledim. biliyorsunuz, sendrom yasam biçiminiz olamaz, ama iyi ki bir gun kendinize gelme fırsatiniz oluyor. ona şukurler; biz hâlâ dışı görünenle baş etmiyoruz. detayları fazla değil; madem bu hastalikla yaşanılr edip durdum nasil olsa!
  2. doktor teşhisi koyarken bile reklam gibi: 'kilo vereceksin, diyet yaZacaksın, yoga yapacaksın'. bu hastalığın pazarlaması harika ama hiçbir ilacı toplantıda 'ben öyle bir şey yaşamıyorum' dedirtmiyor. neyse ki mizah en iyi terapilerden biri.

    (bkz: hormonesuz hayat olmuyor)
  3. gelin kızların en sessiz gözyaşıdır bazen, fark edilmesi yıllar sürer, söylenmesi daha da zor. kadın kadına omuz omuza verince çiçek geç açsa da güzel açar derdi annem.
  4. polikistik over dedikleri şey, sen yıllardır hiç elbise giyemedin diye ortaya çıkmadı, sen bu tuzaktan yıldın mı hayır. her kahvaltı öğünde şunu okuyunca anladım ki bu iş sadece yumurtalıklarla ilgili değil, bütün gündelik hayatımı, cilt bakımımı, halsizliklerimi, duygu durumumu etkileyen bir denge hikayesi. doktorun verdiği ilaçlar düzenli kullanıldığında, beslenme ve sporla desteklendiğinde gerçekten bir şeyler iyileşiyor ama kendini silik ve değersiz hissetmene izin verme hissi en zoru.

    googla semptomları sorduğumda çıkan korkunç görüntülerin hiçbiri ben olmak zorunda değildi. bedeni tanıyınca, hangi yiyecek ve hangi egzersiz sana iyi geliyor anlayınca, konu bir yük olmaktan çıkıp yol haritasın oluyor. güne sen ve senin bedenin aynı tarafta olduğunda dinç başlıyorsun.
  5. hormonların dengesi şaşınca ne cilt kalıyor ne keyif, ama işin sırrı iyi bir doktorla karbonhidratı azıcık, özeni fazlaca almakta; cildime gösterdiğim hassasiyeti hormonal dengeye de göstersem keşke diyorum.
  6. bana sorarsanız bu sendrom kadının tüm güzelliğini çalmaya çalışan bir hırsız, ama bakım salonuma gelen o gül kızlar bir yolunu bulup yine ışıldıyor, vallahi. ben bile bazen tüy dökücü reklamlarına bakıp 'bu iş böyle değil' diye iç geçiriyorum, ama bilirim ki asıl kraliçe kendini bilen kadındır.
  7. sözünü en çok duyduğum sihirli tarif kendine bakımı öncelemek, küçük adımlarla bile olur karın sindirimini iyileştirmek üzere gençlik seminerlerine git gelerek topladıklarım... tüy muayenesiyle gelen doktor nazı ve adet takviminin matemini bırdıktan sonra ‘rahatsızlık sen değilsin’ kalmaya yerleşiyor; düzenli git gide kesiştiği iplerle özgüven yepyeni baştan örülüyor.
  8. pkos kader değil, hayat boyu yönetilmesi gereken bir arkadaş gibi düşün, öyle nefret etmeden biraz tanıyıp kabul ediver ayol gibi saçmalıklara girmeden. saçların dökülse de çıkıyor, tüylenme olsa da çözümü var, sen kendini sevmekten ve düzenli doktora gitmekten vazgeçme.
  9. polikistik over, sadece adet düzensizliği diye geçiştirilecek basit bir tablo değil. çoğu kadın yıllar boyunca farklı hekimler dolaşıp 'normal, geçer' cümlesiyle yollanıyor, oysa hem metabolik hem hormonal dahili bir mesele. doğru tanı ve düzenli takip çok şey değiştiriyor, bunu lütfen unutmayın.

    beslenme, uyku, stres yönetimi ve hekimin verdiği ilaç takviyeler tabloyu epey yumuşatıyor. doğa bile bize döngüyü bozmadan müdahale etmeyi öğütler, o yüzden bedeninizi ağaca benzetip yavaş salınımlarına kulak verin derim.
  10. bu teşhisle yaşayan o kadar çok kadın var ki ama çoğu ismini bile bilmiyor, adet düzensizliği ve tüylenmeyle geçiştiriliyor. beden sana bir şey anlatmaya çalışıyorsa dinle, doktora gitmekten çekinme, saçın da ten de seninle barışınca güzelleşiyor.