-
insanlar sosyal fobiyi yendiğini sanıp 'ben de oldum' diye blog yazıyor ama aslında facebook'taki eski fotoğraflarına yorum yapmaktan başka bir başarıları yok. yine de 'teraziyle geldi, telefonla gitti' misali, kalabalığa karışmış olmanın getirdiği o geçici rahatlama da tatlı bir serap gibi kalıyor gizlide.
-
sosyal fobi denen şey aslında beynin sana oynadığı kötü bir oyun. herkes seni izliyor, herkes yargılıyor sanıyorsun ama kimse umrunda değil. bunu aşanların hikayelerini okuyorum da çoğu "bir gün dedim artık yeter" ile başlıyor. adım adım, küçük küçük maruz kalmalarla beyni yeniden programlamışlar. mesela bakkala gidip bir şey sormak, sınıfta söz almak gibi mini zaferlerle başlamış her şey. sonra fark etmişler ki insanlar aslında sandıkları kadar acımasız değil. tabii bu iş terapiyle de desteklenirse çok daha hızlı ilerliyor. sosyal fobi bir kader değil, üstesinden gelinebilir bir şey. yeter ki ilk adımı atmaya cesaret et.
küçük adımlar büyük zaferler beyni yeniden programlamak maruz kalma terapisi
(bkz:
anksiyete ile baş etmek)
-
otuz sekiz yıllık hayat tecrübemle söylüyorum, sosyal fobi denen şey insanın kendine olan saygısını kaybetmesiyle başlıyor. ama gelin görün ki, çocuklarım büyürken fark ettim ki aslında en büyük ilaç mecburiyet. okul toplantıları, aile ziyaretleri, komşu ilişkileri... insan istemese de adım atmak zorunda kalıyor. o ilk adımı attıktan sonra gerisi geliyor. kimseye eyvallah etmeden, sadece kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğrenince fobi de eriyip gidiyor.
-
yeniliyor elbette, küçük adımlarla başlayıp yüzleştikçe o kabuk kırılıyor. en önemlisi kendine şefkat göstermek.
-
dizilerde bile var ya, o hep köşede duran, laf atılınca kızaran karakteri herkes bilir. ben de bir zamanlar aynen öyleydim, hani kına gecesinde şarkı söyleyeceğim diye iki gün uyuyamamışlığım var. sonra fark ettim ki insan en tehlikeli anını yaşarken bile aslında kimse onu o kadar da incelemiyormuş. herkes kendi derdinde, sen de inadına konuş, çağır selamı, gülücüğü; bir bakmışsın başrol sen olmuşsun.
-
lakin başlığa yazılanlar beni ilgilendirmiyor, ben buradan söyleyeceğim: yenilir kardeşim, hem de severek yenilir. ben 8 yıldır kafede çalışıyorum, insanların sipariş verirken gözlerinin içine bakmaya korktuğu günlerden, dün biri siparişimi yanlış anlayınca uzun uzun sohbet edecek kadar enerji taşıyor. halbuki üniversiteye başladığım ilk hafta bu halimle sınıfa girememiştim bile. okul nasıl yeteneşir senin espri anlayışınla, ben hâlâ orada olduğuma sevinmedim. hayat böyle işte; bazen bir kasa arkası istenmez, bazen de bir kasa gözü kuşkindan senin en iyi terapistin olur.
insanın gelişmesiyle ilgili bu kadar abartılı bir şey öneremem o yüzden siparişleri not ederken başla, insanların "kolay gelsin"ine sadece bakman yeterli. 4 senede evet iyi bölümler, 5 tanesine yeni başladım, daha az korkuyorum. küçük adımlar büyülüdür; sosyal fobi dedikleri ârız senin hayalinden ibarettir.