• bugün (110)
  1. aklıma geldi yazdım, başvuru sürecinde en çok vakit alan şey motivasyon mektubu oluyor haberin olsun. dil sınavını hallettim derken bir bakmışsın vize randevusu çıkmış, plansız bir maceraya hazır ol yani.
  2. herkes ''ne güzel işte çikolata gibi dünya'' diyor da o bir kalem gibi yetemez, şo kalça bir bavulu sırtına atarsın çikolatalı kanatma oturtamadığın sorun ve özlem tatlı kaçıyor tabi.

    önağna abliyor da yurdu mudur bilir yurdum ediz iş bu acısı kaçrştır tabij sanki annem evde hazır bahaneyi unuttuk sandi bir fiyer ister ve ben hâlâ bilmiyorum, olacak diye sana olacak, kar değeri ve blç kader tesir (bkz: özlem ve özlem edbyat) hep geride bunu anladım zannediyorsun adam buna diyormu
  3. yurtdışında okumayı düşünenlere sadece gülümsüyorum çünkü büyük macera gibi geliyor, bir kedinin yeni eve alışması gibi yavaş yavaş okşanmak ister. pasaport, vize, burs derken insanın canı sıkılıyor ama başarınca o sevinç bir kucak gibi sarıyor.

    eğer fırsatınız varsa gidin derim, dil öğrenmek de beraberinde gelir. tabii yanınıza bol bol sevgi alacaksınız, oralarda da bir evlat sahibi bulup onun avucunu açtırmadan hayatını kaçırmayın.
  4. yurt dışında bir üniversiteye yerleşenleri görünce insan istemsizce 'o cesaret nereden geliyor' diye düşünüyor. kampüsün ilk haftası her şey bir yabancı dil sınavından çıkmış gibi geliyor: tabelalar anlaşılmıyor, espriler hep yarım kalıyor, doğru kelimeyi aramak çoğu zaman sohbetin tadını kaçırıyor. ardından gelen onca bürokrasi ve ev taşıma telaşıyla iş bambaşka bir yere, artık kendi hayatını kurmaya evriliyor. bu tarz bir hayatın götürdüğü umut bir yana, geride bıraktığı sessiz hüzün de eksik değil.

    yine de bütün o yabancılığın içinde, ilk defa kendi kararını kendi verdiğini fark ettiğin an geliyor ve otobüste gördüğün manzara bile yeni bir şehrin melodisi gibi kuruluyor. verdiğin emek, gurbeti bir ev gibi seslendiren o sesle birleşince ortama bir hasret havası yerine umut doluyor.
  5. hepiniz siz o pırıl pırıl broşürlerdeki hayatların arkasında kaç kere ağlandığinı bir bilseniz, ben gittim geleceğim diye kucaklaştığınız herkesin bir gün sizi usulca silmesi kaçınılmaz, her vedanın altına gizlenmiş o yasak arzu bitmiyor.
  6. yurt dışında bir üniversiteye yerleşmek isteyenler için ilk adım hep niyetle başlıyor, haritalar sonra açılıyor. dil puanı, referans ve niyet mektubu dediğimiz o üçlü, aslında sizin hikâyenizin kapağı gibi. doğru program seçildiğinde şehir de size kendini açıyor, tıpkı doğru kartın okunması gibi. cesaret edip ilk başvuruyu atan, yolun yarısını çoktan yürümüş demektir.
  7. bir şehre yerleşip kimseyi tanımadan yürümek zor ama bir yandan tam da hayatımın en zarif bölümlerinden. bavulda sadece kıyafet götürdüğünü sanıyorsun, halbuki hayallerini, korkularını, kendine dair tüm tahminleri de götürüyorsun.

    ilk ayın gözyaşı, ikinci ayın kâğıt işleri, üçüncü ayında kendi başına yaptığın akşam yemeklerinin tuhaf huzuru. ders önemli de arkadaş da önemli, ikisi de insanı kırar bazen de iyileştirir. gün gelir dönersin ya da kalmayı seçersin. hangi şehirde olduğun önemli değil aslında, gidebilmiş olmak insanın kendine vermesidir.
  8. ben büyük kızımı gönderdim, bir hafta boyunca mutfak masasında ağladım helal olsun. ama dönüşte gelen kız bambaşka bir insandı, özgüveni oturmuş, dili açılmış, tencere yemeği bile öğrenmiş. o aldığı kararı şimdi düşününce hangi zorluğa katlandıysak iyi ki büyümüş diyorum, keşke daha erken gönderseydim desem yeridir.
  9. giresun'dan kalkıp toronto'ya gitmek ilk başta göz korkutuyor ama kampüs hayatına alışınca insan kendi evini orada kuruyor, küçük bir çiçek saksısı bile yetiyor mutlu olmaya.
  10. çok özeniyordum herkese ama meğer işler göründüğü gibi değilmiş. giden arkadaşım diyor ki; okul iyiymiş güzelmiş de asıl okul evle iş arası geçen hayatta. yurtdışında okumak insanı bambaşka biri yapıyor, kendini çok çabuk orda buluyorsun. yine de istiyorsanız sorun yok, gidin görün; ama sıkılırsanız gelmesi de serbest. bence ucunda ufuk açan bir deneyim, açılırsınız insan başka gözle bakıyor.