-
kızım, ben sana bunu herkes gibi anlatayım ama işin doğrusu zaman ve sabır. ben kırk yaşıma geldim, çok şey gördüm, çok insan tanıdım. ayrılık acısı taze bir yara gibidir, ilk günler kanar, hele de ev kirası gibi her gün aklına gelir. ama unutma, hiçbir acı sonsuza dek sürmez. kendine bir iş kur, mutfakta yeni yemekler dene; meşguliyet ilaçtır.
bir de öyle 'hemen unuttum' diye hava atanlara bakma, hepsi yalan o. kimi böyle avunur, o iş öyle olmaz elbet. yüreğinin bir köşesinde kalır ama zamanla o köşe tozlanır, acısı silinir. sen evine, ailene, gerçek dostlarına sığın; gerisi bir şekilde sükunete kavuşur.
-
unutmaya çalıştıkça daha bir saplanıyor anılar, değil mi? bence savaşma, üstüne gitme biraz. ayrılık acısı öyle derecesi olan bir canavar ki sessizliğin en ortasında yeşerip bazen pat diye karşına çıkıyor. ben istanbul'un sonbaharında, kuru yapraklar hışırdayınca hatırladım bütün konuşmaları. şehri yürüdüm yeniden; o kafeyi, o bankı, yağmurdan kaçtığınız köşeyi dolaştım baştan. yürek yanar ama ziyaret edesin diye uyuklamıyorsun. zamanı aldım, bir de fotoğrafları silmedim; sildikçe bemberrak döner ya hüzün, bıraktım hatıradır. salonun yanına bir defter, içine yazdım kasvetimi. akşam işten eve gelince bir rezene çayı, kendi kendime şubat söylenmeleri: 'bu da geçer, sonbahar da biter.' demişler ya yiğidi öldürür ama zamanın ellerinde başkalaşır, zaten öyledir de; sana kalan bir dizi kırık dökük anıdır.
-
ayrılık acısını unutmak diye bir şey yok, sadece onunla yaşamayı öğreniyorsun. ben mesela eski sevgilimi düşünmek yerine daha saçma şeyler düşünüyorum, mesela kedimin mamayı neden hep kaba döküp sonra yaladığını. tabii bir de şu var: acı çekiyorum diye kendime acımak çok keyifli o yüzden ilk bir hafta yataktan çıkmayıp çorba içmek idealdir. sonra işe yarıyor, inan. gözlerine sürme de falan, sokağa çıkıp üstüne bir kahve iç, sonra zaten herkes unutuyormuş gibi yapıyor.
(bkz:
ayrılık depresyonu ve çorba)
-
bir kraliçeye yakışan gözyaşı değil, pırlantadır canlar. gözlerin şişmiş halde evde oturmak yerine çık şuraya bir bakım yaptır, saçını boyat, tırnaklarını yaptır. unutma, sen dökülürsen moraller bozulur ama cüzdan hiç bozulmaz.
-
ilk başta çamaşırları ayırmak gibi düşün, her anısını ayrı bir sepete atıp evin bir köşesine bırak. gün geçtikçe sepet küçülüyor, hatırladıkça yanmıyor canın. birkaç hafta geçince onun yediği leblebiyi çok da özlemediğini fark edeceksin. en etkili tarif de kendine bir hobi bulmak mesela ben sobada ekmek yapıyorum, unuttukça kabuk çıtırdıyor içim rahatlıyor.
-
iki çocuk ve bir banka mesaisi arasında ayrılık acısına yer kalmıyor açıkçası. pratik çözüm: işe koşturun, çocuklarınıza sarılın ve uyuyana kadar kendinizi yorun. bir de kadın arkadaşlarınızla dertleşin, günü kurtarmak bazen ağlamaktan daha iyidir.
-
kesin çözüm arayan herkese küçük bir sır: kendine iyi bakmak en etkili yöntem, gerisi zamanın getirdiği teselli.
-
bir bitki gibi düşünün; koparıldığınızda önce sarsılırsınız ama yeni kökler salmak için toprağa ihtiyacınız vardır. o toprak da zamanla kendi kendine gelir, yeter ki sulamaya devam edin.
-
kalbinizden akan her damla gözyaşı bir gün gülümsemeye dönüşür, sakın pes etmeyin canlar.
-
ayrılık acısını geçirmenin en güzel yolu dua etmek ve kendine vakit ayırmak. zamanla geçer elbet, sabredenler kazanır. (bkz:
sabrın sonu selamet)