• bugün (109)
  1. el kreminde önce şunu bilin: pahalı olan iyi demek değil, içindeki gliserin ve shea yağı oranı iyi demek. ben eczanede sorana hep aynı şeyi söylüyorum, günde iki kere sürmüyorsan hangi kremi aldığının bir önemi yok. kışın mutfakta bile duran bir tüp şart, yoksa çamaşır suyundan sonra eller telli turnikeye dönüyor.
  2. ellerim kışın hep çatlar benim, çantamda üç tane krem dolaştırdığım oluyor. yıllardır bıkmadan kullandığım şey bepanthol, kokusu da yumuşaklığı da hiç değişmedi.
  3. ben söyleyeyim de bilin, en iyi krem masada mutfakta taş gibi duran değil, yanında taşıdığınız eldir. elleri yıkadıkça sadakatle süren bir nemlendiriciyle gül gibi yumuşatırsınız, sizde hep asıl işi düzenli bakım görür.
  4. ellerim klavye başında pul pul dökülünce fark ettim ki krem seçmek de ayrı bir dert. koku bazlı kremlerden nefret ediyorum, tuttuğu her şeyi kokutuyor insanın elini. parfümsüz ve çabuk emilen bir şeyler bakıyorum, duyduklarımı bir yere not ettim. bir de gece kalın sürüp pamuk eldivenle yatma meselesi var ki tembellik edip hiç denemedim.
  5. kuru elle restorana oturup konuşmayacağım arkadaşlar, bir krem kutu gibi durmamalı; en az bir dille aynı ağırlığı taşımalı. bakım bellenmiş bir mücadele gibi güçlü ve kendine dönük olsun, krem seçerken bile taviz yok.

    (bkz: argan yağlı kremler)
  6. kışın elleri hep kuruyan biri olarak bütçe dostu birkaç krem denedim, en çok neutrogena'nın kokusuz olanını sevdim; yatağın yanında dursun, her gece iki dakika sürünce sabah yumuşacık uyanıyorsun. yoğun nem isteyenlere de hametan ve bepanthol ikilisi iş görüyor, üstelik buram buram kokmuyorlar. her bütçeye göre bir seçenek var, önemli olan düzenli sürmek.