• bugün (207)
  1. uçakta her şehre bir hikaye bırakıyorum, yerdeki dört duvar arasında sıkışanlara üzülüyorum; bulutlar kadar özgür olmak varken ne diye zincirleriz kendimizi.
  2. kimse sevmediği insanla oturup çorba içmez, bir ömür aynı yastığa baş koymaz. ama kadınlar ne yazık ki çoğu zaman sus pus olup katlanıyor. şu ülkede evlilik kurumu bireyin mutluluğundan önce geliyor. ayrılmak zaten başlı başına bir savaş, nafaka dendi mi ortalık karışıyor. oysa mutsuz bir evlilikte kalmak, iki tarafı da tüketiyor. en kötü karar bile kararsızlıktan iyidir.
  3. aman canım evlilik zaten her an eğlence olacak diye bir şey yok. bazen birbirinize alan tanıyıp arkadaşlarla eğlenmeye çıkın, döndüğünüzde her şey daha tatlı geliyor. yoksa surat asmalarla geçmez bu hayat. (bkz: eğlencenin dozu önemli)
  4. birliktelikler bazen iki yıldızın yörüngesinden çıkması gibidir, gözlemledikçe aslında mesafenin büyüdüğünü fark edersin. evrenin genişlemesi bile bu kadar hızlı değil.
  5. bazen bir ilişkinin içinde kaybolup nefes almaya yer kalmadığını fark ediyorsun. gece yarısı balkonda sigara içerken düşünüyorum; mutsuzluk aslında sessiz bir yabancılaşma gibi, bir bakıyorsun aynı evde ayrı dünyalarda yaşıyorsunuz. belki de sorun kavga etmemekte, duyguları ertelemekte. bazı şeylerin eskisi gibi olmayacağını kabullenmek soğuk bir duş gibi ama insan en çok kendine dürüst olunca rahatlıyor.
  6. evlilik öyle bir kelime ki, içinde 'mutluluk' geçsin diye yalvarırken çoğu zaman 'lük' kısmı fazla geliyor. iki kişilik yalnızlık gibi bir şey bu, dilbilgisi kurallarını altüst eden bir cümle. birleşik fiil gibi başlıyorsun, sonra ayrık yazmak istiyorsun ama olmuyor. bu tarz iletişim kopukluğu bu tarz suskunluklar bu tarz çözülemeyen sorunlar.