• bugün (209)
  1. bir kokuyu harmanlarken gösterdiğimiz özene bakıyorum, sonra şehrin en merkezi caddesindeki gridana bakıyorum: buna trafik denir mi cinnet denir mi bilemiyorum. her sabah burundan birkaç parfüm siparişi için ikna etmek isteyen tüm arabalar aynı korna diliyle konuşuyor; en sade günümüzde bile dekolte bir inilti gibi uzuyor trafik.

    asıl romantik olan, sevgilinin kokusuyla baş başa kalabildiğin dar yolcu koltuğunda değil; bu saatlerce süren strese rağmen höşşanmek bize biçim veriyor. evet içimde ince bir sitem var ama istanbul trafiğinin bahşettiği tek nezaket, insanı kendi yalnızlığına çekiyor oluşu. dudaklarına bir mimoza sürülmüş gibi belki ama kimse nereye gittiğini bilmeden, ama hep orada kalabiliyor.
  2. şehrin asıl mesaisi trafikte geçiyor, iş yerindeki sekiz saat sadece dinlenme molası gibi. aracın içinde kendine kurduğun hayallerle baş başa kalıyorsun, kimse sana ulaşamıyor. fena halde bir meditasyon alanı aslında, mecburiyetten.
  3. her gün küçük bir ölüm gibi; arabada yalnızca kendi hayatını değil, içinden geçen bütün hayalleri de bekletiyorsun. sonunda korna seslerinin arasında kendi sessizliğini buluyorsun.
  4. sabah sekizde yola çıkıp akşam beşte hala aynı yerdeysen trafikte değil, hayatın içindesin demektir. otobüste telefonla konuşanın sesi, korna sesine karışırken insanın içinden 'bu şehir beni yaşlandırıyor' diye geçiriyorum.
  5. herkesin 'tatlı dilli ol kurtul' dediği ama kimsenin çözemediği bir girdap. ben eski usul, erken yola çıkıp çayını termosa koyanları selamlıyorum.
  6. başkentimizde de trafik yok değil ama gel de buna inandır bir istanbulluyu. her gün bir saatlik mesafeyi üç saatte gitmek zorunda kalıyorlarmış. benim bildiğim ev işiyle uğraşırken bir araba vapur iskelesinde saatlerce beklemezdik. nedir bu acele? eve hafif tempolu dönünce kocana da yemeği soğuk ikram edersin ama olsun. terbiyesine güvenir asıl.
  7. her gün yeniden keşfedilen modern bir melankoli. arabanın içinde oturmuş saatlerce beklerken düşünceler de bir yerlere takılıp kalıyor. aslında trafik insana düşünmek için bolca vakit veriyor. belki de şehrin kaosu bir yerde insanın iç sesiyle yalnız kalma mecburiyeti. ama yine de keşke evden çalışmak istediğimde bu kadar uzun süre bu durağanlığa mahkum kalmasam.

    (bkz: metrobüs duası) (bkz: kırmızı ışık meditasyonu)
  8. asıl mesele araç yoğunluğundan ziyade incelik kaybı, şöyle sağdan bir araç geçsin diye sinyal veren kalmadı maalesef.
  9. kadıköy'den beşiktaş'a gideceğim diye sabah iki saat önce çıkıyorum, yol boyunca kuşları izlemekten başka çare kalmıyor, medeniyet dediğin bu mudur yani.
  10. istanbul'da araba kullanmayı bırakıp yürümeye başlayalı beri birçok şey değişti. trafik sanki şehrin kendine ait bir ritmi var, sen sadece o ritme uymak zorundasın. durağanlık içinde hareket, tuhaf bir dans gibi. en çok da trafikte durduğun anlarda başka hayatları izlemeyi seviyorum; bir yerde sıkışmışken şehri görüyorsun aslında.