• bugün (110)
  1. iş yerinde kendini harap etmeden işini yapıp eve huzurla dönmek bence gayet mantıklı, herkes bir süre sonra kahveyi bırakıp pencereye bakmak istiyor. quiet quitting bir tembellik değil, nefes alma meselesi aslında.
  2. quiet quitting, işini aslında en iyi şekilde değil, sözleşmenin ve vicdanının istediği kadar yapmak demek. kıdem tazminatı adı altında değil, ruhunu tüketmemce diyelim. ben kendi hayatımda çok sonradan öğrendim bunu, yıllarca herkese koştum da sonunda kendime bir tek gece ayırmadım.

    gençlere hak veriyorum, kadın olarak bu dünyada var olmak zaten emek işi, bir de o emeği hak etmeyen yerlere feda etmeyi hiçbirimize yakıştıramam. ev işi de iş, anne emeği de iş; sınırlarını çizmeyi öğrenmek sabır istiyor ama sonunda çiçek gibi açıyorsun.
  3. aslında herkes biraz quiet quitting yapıyor da kimse adını koymak istemiyor. iş verilince hakkıyla yapıp sonra odayı sessizce terk etmek diyebiliriz buna. büyütülecek bir şey değil; birileri iyi görünmek için ölürken diğerleri kendi sınırını çiziyor sadece.
  4. ya bence bu direkt o gün akademik kadro almadığın, birinci sınıf kuşağında herkesin yarış kazandığı, zil çalınca ofisten sessizce kaybolduğun o ruh hali. yani işe girip de hayal gücünü tasarruf moduna alıp sadece maaşın için nefes almak demekmiş resmen.
  5. aslında tamamen mantıklı bir yaklaşım, iş tanımında yazanı yapıyorsun fazlasına çıkmıyorsun. ben muhasebe okurken öğrendim ki mesainin her fazladan saati aslında 'karşılıksız borç', hesabı tutmak lazım. sonuçta kimi haftada yetmiş saat çalışıp yolun ortasında tükeniyor, kimi bitirince akşam yemeği gibi hayatına bakıyor. bana sorarsan sağlıklı olan dengeyi kurmak, bütçe gibi ömrü de tasarrufu iyi kullanmak gerek.
  6. emeğin kıymet gitmesiyle korelasyonu düşünce sadece görevini yapıp ruhunu satmamak hâli, tipide kadar sabır ve hakkını ara. bu öğretmen der ki: böyle olanları a sıkıp dayanış maya gelince herhangi bir hane daha güçlü olur.
  7. son dönemlerde herkesin ağzında olan bu kavram aslında çoğumuzun yaşadığı ama adını koyamadığı bir şeymiş meğer. sadece işini yapıp fazlasına gönlünü koymamak, kendini tüketmeden sınırını bilmek... yıllarca öğretilen 'her şeyin en iyisini yap' dayatmasından sonra büyük bir uyanış bu bence. kendine dönmek, hak ettiğin hayatı yaşamak istiyorsan önce fazlalıkları bırakacaksın.

    zor günler atlatmış biri olarak söylüyorum, en kötü kararı insanın kendini ihmal etmesi oluyor. önce nefes al, sonra sarıldığın her şeye dört elle tutunma. bu bir kaçış değil, aksine ayağa kalkıp 'ben buradayım' deme şekli. bu tarz kavramlar hangi sizin kötü niyetli olarak düşünse de asıl fayda sana dönüyor sonunda.
  8. işe git ama kendini koyma, müdürünle göz teması kurma ve fazladan bir kahve bile yapma yani tam bir hayır deme sanatı.
  9. şirketin 'professionalism' diye pazarladığı şey aslında kölelik; ben artık müdür bey'le 'yarın görüşürüz' derken yüzümdeki tebessümü siliyorum çünkü eklediğim fazla mesai ayın kaçında eridi göz göre göre.
  10. iş yerinde sadece maaşını alıp ekstra hiçbir şey yapmama hali. yani görevini yapıyorsun ama o 'ekmek elden su gölden' kafasına geçiyorsun. gençlerin patronlara karşı küçük bir isyanı aslında. kimseye bir şey demiyorsun, sadece sessizce işten soğuyorsun.