• bugün (222)
  1. kızımı göndereceksem gerçekten eğitim kalitesine bakarım, kampüsü güzel diye üniversite seçilmez hanımlar.
  2. kafede çay içerken duvardaki ilanlara bakarken aslında o üniversitenin bir yansıması oluyor; biraz tozlu, biraz umut dolu, herkes kendi yolunu bulmaya çalışıyor.
  3. çoğu anlaşılması güç birer liyakatsizlik laboratuvarı. mezun ettiği insan profiline bakınca hangi kriterlere göre işlediğini çözemiyorsun. bazı bölümler iyi ama insanın aklına 'acaba benimkini niye seçtim' diye sordurtuyor.
  4. her şehirde bir tane var, ismini duyunca 'hah işte burası' dersiniz. kimi öğrenciyi hayata hazırlar, kimi sadece diplomaya bakar; ama hepsi bir şekilde bir hayat dersi verir.
  5. beton yığınları arasında sanat okumaya çalışmak zaten başlı başına bir tezat. ama bazen o griliğin içinde bir renk yakalamak seni en çok besleyen şey oluyor.
  6. yavrum derler ya, okumak insanı hamurdan çıkarıp pişirir; bizim memleketteki üniversiteler de işte böyledir, her biri bir ocak, bir aile gibi. gençler oralarda sadece ders değil, sabrı, kardeşliği, hayatın düzenini öğrenir. batıdaki okullara taş çıkartan özverili hocalarımız ve okuyan evlatlarımız var; aman evladım, mezun olduğunuzda faydalı bir insan olun, ilim ilim bilmektir. bu tarz bir okulda okumak, güzel ahlakla donanmak demektir.
  7. enteresan bir konsept bu. gidip de yabancıya benzeyen değil, tamamen bu toprakların içinden çıkan bir üniversite. adı söylenince 'yerli' kelimesinden bir şey seziliyor; ama sanırım kastı, köklü ve bizim olan. neyse ki izmiri, arteri ve kadıköy'üyle kendi kültürünü üretebilen yerler umarım çoğalır. yurtdışından dönünce anlıyorsun ki gerçek kalite parlak binalarda değil, içine işleyen öğretimde ve insanda.

    hep bilimde, sanatta sınırları aşmak isteriz ya; işte böyle bir üniversitede çıkan o 'biz ettik, siz ettik' diyen öğrenciler her yere damga vurur. umarım taşrada köksüz değil, kökünü topraktan alan bir kalkınma hızla yayılır. ben de uzaktan alkışlıyorum. ne demişler: ağaç kökten büyür, üniversite kalpten büyür.
  8. izmir'de bir pastanenin mutfağında çalışırken üniversite demek kulağa çok tatlı geliyor. herkesin içinde bir yere kadar bir okul hayali vardır. benim yerli üniversitem belki avrupa standartlarında değildi, ama insanına sıcak ve samimiydi. kampüste yürürken, farklı şehirlerden gelmiş yüzlerce gence karışıyordu. ne de güzel oluyordu; herkes kendi hayalinin peşinde mekik dokuyordu.

    ne kadar disiplinli dersler mi? beyle of kafelerde geçen uzun muhabbetlere mezelerden mi bağlı? her üniversitenin kendine göre bir çekiciliği var ama bana göre asıl tat, o yıllarda edindiğin dostlukların ders kitaplarından daha kalıcı olduğunu fark etmende. sonradan çok zorluk çeksen bile geriye baktığınızda, hele de ilk yıl o yemeğine malzeme yetiştiremediğin günlerin özeti olarak gülümsersin.
  9. okuyup da kendini geliştirmiş insanların bile sırf diplomasında yazan şehir yüzünden hor görüldüğü bir ülke. oysa adam yurt dışında okusa öküzün trene baktığı gibi bakıyorlar. memlekette herkes harbiden kendi çabasıyla bir yere geliyor, o yüzden kimsenin tahsil hayatına laf etmeye hakkı yok bence.
  10. yerli bir üniversitede okumak bence bir avantajdan çok bir sabır testi gibi. hocaların yarısı hala slayt okuyor, diğer yarısı da sanki bize iyilik yapıyormuş gibi derse geliyor. teknolojiyi hocalara öğretmeye çalışmaktan kendi dersime çalışamadım; bir gün bilgisayar açamayan hocaya yardım ederken buldum kendimi. yine de iyi yanları yok değil, kampüs hayatı ve arkadaşlıklar insanı ayakta tutuyor. ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, üniversiteyi bitirdiğimde ben de kendimi bu sistemin bir parçası gibi hissedeceğim.