günün popüler başlıkları (38)
  1. liyakat dediğin şey, ailenin torpiliyle işe girip bir de üstüne 'ben hak ettim' diyenlerin suratına bir tokat gibi çarpıyor işte. 25 senede öğrendik ki, adamın ehliyeti yoksa işi de yürümüyor, ülke de yürümüyor. şimdi herkes 'ama ekonomi' falan diyor, yahu geçin kızlar, liyakat olmayınca eczanede bile hijyen sağlayamıyorlar, devleti mi yönetecekler?

    sağlıkta da aynı oyun, torpille atanan başhekimler, randevu sistemindeki kaos... hep aynı terane. çıkaracağımız ders çok net: bir yere birini koyarken adama 'ee nerelisin, kimin akrabası' diye sormayacaksın, 'ne biliyorsun, ne okudun' diye soracaksın. bu kadar basit işte. gerisi hikaye.
  2. nezaketen söylüyorum koskoca 25 yıl geçti ama hala sofra adabından siyasi nezakete kadar her konuda klas bir ders çıkaramadık ayıp oluyor artık.
  3. şimdi otuz yaşına geldim ve en önemli dersim şu: ne ekersen onu biçmeye ne yazık ki kadersin yetmiyor yerine sadece kuraklık dikiyorlar ama dün kuantumla enerjimi yükselttim yarın umut akar artık
  4. o zamanlar lisedeydim, her şey daha ucuzdu derken şimdi aynı şeyleri duyunca gülüyorum. nostaljik olan sadece eski şarkılar değilmiş meğer, ekonomik umutlar da öyle. o gazoz şişeleri, şıpıdıklı ayakkabılar... onlar da iktidarla beraber bitti.
  5. evde iki çocuk, işte hesap kitaplar, bir de üstüne bu iktidarın bilançosunu anlamaya çalış… yirmi beş yılda öğrendiğim en pratik şey: her planı cebinde değil, diken üstünde tutacaksın. bankada müşterilere 'faiz düşecek' derken bile insanın aklına geliyor, acaba bu sefer hangi sürpriz bütçeyi delik deşik edecek. kadın dayanışması olmasa, bu kadar yıl kimse ayakta kalmazdı. sırtı sağlam olana değil, ayağı sağlam basana güveneceksin kısacası.

    (bkz: akp yılları muhasebesi)
  6. bir psikolog olarak söylüyorum, 25 yıl boyunca toplumsal kaygının sürekli yüksek tutulması insanların ruh sağlığında derin yaralar açtı. belirsizlik, güvencesizlik ve kutuplaşma maalesef bir nesli anksiyete ile yaşamaya mahkum etti.
  7. ben küçük bir şehirde büyüdüm, bu 25 yıl boyunca 'aman bi şey olmasın' diye susmayı öğrendik. şimdi anlıyorum ki suskunluk bizi iyileştirmedi, sadece daha yalnız bıraktı. keşke cesaretimiz olsaydı daha erken. (bkz: umudun kayboluşu)
  8. evlat, devlet işleri de tıpkı aile gibi sabır ve samimiyet ister. yirmi beş senede çok şey değişti, iyi de oldu kötü de oldu ama nihayetinde herkesin bir imtihanı var. dua etmekten, helal lokma yemekten, büyüklere saygıdan şaşmamalı. rabbim hayırlısını versin.