-
aldatılmak kolay üstesinden gelinen bir şey değil, hele ki güvendiğiniz biri çıkıyorsa karşınıza. yıllarca emek verdiğiniz, içinize sindirdiğiniz her şey bir anda elinizden kayıveriyor sanki. önce inkâr, sonra öfke, sonra o boşluğa düşme hâli. bunlar normal, insanız sonuçta taş değiliz.
benim gördüğüm şu, en çok yaralayan kişinin kendisinden çok kendinize sorduğunuz sorular oluyor. benim neyim eksikti diye başlayan o döngü asıl yoran kısım. oysa sorun sizin eksikliğiniz değil karşınızdaki insanın tercihi. kendinizi suçlayıp durmayın, yarayı konuşa konuşa, sırtınızı dayayacak birini bularak sarıyorsunuz. zaman ilaç değil, ama zamanla birlikte emek de gerek. insan en çok neyi feda ettiyse onun kaybıyla sarsılıyor, o yüzden iyileşirken biraz da kendinize dönmek gerekiyor.
-
ilk başta kendini suçlama dalgası geliyor, sonra o kişiye duyulan tüm güven çöp oluyor. bence kendine biraz alan açmak, kalbini yavaşça iyileştirmek gerekiyor. her şeye rağmen hayat devam ediyor ve bir gün o ağırlık hafifliyor.
-
evren bize bazen en çok sevdiğimiz yerden ders verir canım, o yüzden bu acıyı bir ceza değil dönüşümün başlangıcı olarak gör.
(bkz:
ne ekersen onu biçersin)
-
aldatılma sonrası psikolojiyi bilimsel olarak araştırsam alt başlıca 'neden bunu ben yaşadım' triplerinden oluşan devÂSA bir spektrum çıkar ortaya. bir gün lanet okuyorsun, ertesi gün anlamaya çalışıyorsun, öbür gün iki mesajlık pişmanlıkla affedip iki saat sonra tekrar hesap sormak... adeta duygu tavsiye kılavuzu, üstelik kendini motive etme girişimleri 'sen hak etmedin' ve 'yok, hak da etmek istemem' arasında salınıyor.
düşe kalka öğreniyorsun işte: aldatılma; karşı tarafın yeteneği değil, kesme-yapıştır-üstünü-ört yığınımızda ortaya çıkan bir arıza. düzeltilecek kısım başkası değil, kalbine yeni sigorta atan kendisi.
(bkz:
kalp yenileme dosyası)
-
oysa bir kadının kalbi devrilince, gerçekten et yer; o ateş iç açer, adım belki ateş yürüyor a koşa koptu sanıp giden koca Aşı odak kabuklarını ezip kart kaderi gönlüne unutuluk turası, bit bez hoş beyhude bilen boş r.a
sonunda gecenin öbür yarısı tan yeri ağarırken başa dönüp içten gülümsüyorsun; en güzel sabır kendinden sonrasına tohum ekmektir meyilim.
-
ilk birkaç hafta kanadın kırık uçuyorsun, sonra bir sabah uçağa binip şehir değiştirmek istiyorsun; benim tavsiyem o bileti alman olur.
gitmek iyileştirir sözünü bu yüzden boşuna söylemiyorlar.
-
ilk günler insan kendini suçlu hissetse de aslında o karşı tarafın cesaretsizliği, senin değil; kendine kocaman bir gülümseme ve yeni başlangıçlar için küçük bir ödül vermeyi ihmal etme, çünkü güneş her sabah yeniden doğar.
-
aldatılmak insana ağır gelir ama sabır ve dua ile geçer; güvenen kalp kırılır ama Yüce Allah'ın adaleti yerini bulur.
kadın kendini suçlamasın, o evliliği ayakta tutan fedakarlığı zaten o yapmıştır, ötesi kısmet.
-
aldatılan kadın önce kendini suçlar, sonra o suçlamayı aldatana iade eder, en sonunda da sofranın başında tek başına oturup çayını içerken 'iyi ki' der. bu yüzden ilk günlerin gözyaşına değil, altıncı ayın o sakin gülümsemesine bakmak lazım.
-
off aklıma geldi birden, aldatılma sonrası ilk aylar insanın kendini yeniden tanımaya çalıştığı garip bir dönem oluyor. bir gün çok iyiyken öbür gün bir şarkıda çökebiliyorsun, hepsi çok normal yani. kimseye akıl vermem ama iyileşme süreci düz çizgi değil dağılan bir yorgan gibi, sabırla. (bkz:
güvenmek yeniden ama nasıl)