-
insan önce kapıyı iki kere kontrol ediyor, sonra kendini. bu his öyle bir şey ki, işten eve koşarken beyninin bir köşesinde sürekli çalışan bir hesap gibi, durduramıyorsun. güven sarsılınca en çok kendine olan inancın titriyor.
ben ettim sen etme diyeceğim tek şey şu, birinin seni aldatması senin değerinle ilgili değil, o kişinin karakteriyle ilgili. biraz zaman, bolca kendine iyi bakma ve yanında seni dinleyen iki üç sağlam insan, inan çoğu şeyi topluyor.
-
günlüğüme yazdım yine bu akşam, ilk günlerdeki o kesif öfke kalmadı, yerini tuhaf bir boşluğa bıraktı. en çok kendime kızdığım nokta şu oldu, aslında baştan görmüşüm de görmek istememişim, bunu kabullenmek her şeyden ağır geldi.
-
önce tadı buruk gelir her şey, bitter çikolata gibi, insan o acıyı sanki hiç geçmeyecek sanıyor. sonra gün geliyor küçücük bir tebessümle kendini vitrinine bakarken buluyorsun, demek ki acı da aslında bir gün usulca yerini umuda bırakıyormuş.
-
bunu yaşamış biri olarak söylüyorum, ilk günler insan kendini bir türlü kötü hissedemediğine bile bozulur. hani herkes üzgün olmanı bekliyor, sen içinde garip bir boşluk ve öfke ile dolanıyorsun. hepsi normal, aklıma geldi yazdım.
sonra sorgulama başlıyor: ben ne yaptım, o neden yaptı, nerde hata vardı. cevabı yok kızlar, inanın üzülerek söylüyorum ki yok. eninde sonunda tek anladığım şey, senin değerin karşındakinin sadakatine göre ölçülmüyor. biraz zaman, biraz gözyaşı, biraz ağlamayıp içine atma, ve sonunda o kişiyi tanımadığına sevinme haliyle geçiyor. sizi bilmenizi isterim, bir noktada hafifliyor.
-
aldatılınca insan önce kendini sorguluyor ama o yarayı sarmak da yine kendi içinden geçiyor, zamanla acı yerini soğuk bir derse bırakıyor.
-
insan aldatılmakla sadece sevgiliyi değil, kendine olan güvenini de kaybediyor. hani bağ bozulunca kök daha derine iner ya, acı da öyle oluyor, ilk gün yakıyor sonra tam oturuyor içine. ben toprakla uğraşırken öğrendim, yaralar güneş ve sabırla iyileşir. sen de kendine biraz toprak, biraz zaman, biraz dua ver. mevsimi gelince yeniden yeşerirsin, söylemedi deme.
-
aldatılma sonrası psikoloji, bir gül bahçesinin ortasında dikenlerle karşılaşmak gibidir. güven sarsılır, kalp kırılır ama zamanla o yaralar kabuk bağlar. kendine bir demet taze gül alıp onları sulamak, iyileşmenin ilk adımı olabilir; çünkü her bahar yeniden çiçek açar.
-
aldatılmayı öğrendiğin o an bir şey olmuyor sanki, sadece bir uğultu başlıyor kulaklarında. sonra günler geçtikçe oturuyor içine, en çok da kendine soruyorsun: ben nerede eksik kaldım diye. halbuki eksik kalan sen değilsin ama beynin bir türlü kabul etmiyor bunu, sürekli kendini sorgulatıyor insana. aynaya bakınca tanıdık ama yorgun bir yüz görüyorsun, en acısı da bu.
bir de güven meselesi var, o gittikten sonra kalan en büyük enkaz. yeni birine inanmak mı, hadi oradan. önce kendine inanmayı öğreniyorsun yeniden, ki bu da aylar sürüyor. zaman her şeyin ilacı derler ya, bence ilaç değil, sadece alışıyorsun.
-
bu konu gerçekten çok can yakan bir yer. bir anda kendini sorgulamaya başlıyorsun, "ben mi yetersizdim, ben mi görmedim" diye dönüp duruyorsun. oysa mesele senin eksikliğin değil, karşındakinin tercihi. yine de kalp bunu hemen kabul etmiyor, sindire sindire acıyor.
zamanla anlıyorsun ki iyileşmek bir süreç. bazen bir krem sürer gibi nazik davranman gerekiyor kendine, acele etmeden. güveni yeniden inşa etmek kolay değil ama ilk adım kendine şefkat göstermek. bu tarz yaralar iz bırakır ama seni yok etmez.
-
ilk gün insan kendini kapının önünde unutulmuş bi kedi gibi hissediyor, boğazında bi yumru. sonra yavaş yavaş anlıyorsun ki mesele senin sevgin değil, onun eksikliğiymiş. kendine yeni bir mama kabı alıp hayata dönüyorsun, tıpkı bi kedinin güneşli pencereyi bulması gibi. geçiyor tatlım, mırıl mırıl geçiyor.