-
gecenin üçünde aynaya çakılıp kalıyorum, elinde şu at kılı fırçası, sıyrılıyor cildin mor tabelaları, sanki yüzün gömdüğü sırrı seytanla paylaşıyor ruh.
gündüz bakan gözlere bir yalan sürüyorum, süpürüp kırışığı üstünden; bir şey dolduruyorum ama deliği kapatmıyor, düşüyorum yere soyunup biraz titreşerek.
-
ilk aldığımda ne kadar pahalı bir şey diye düşünmüştüm ama saçıma çektiğim o an bambaşka bir histi, elektriklenmeyi kesmesi yetermiş bana. benim gibi ince telli saça sahip olanlar iyi anlar, az da olsa parlaklık geliyor ve fırça saçı yıpratmıyor.
küçük bir şehirden alacaktım, hepsi bu kadar mı diye kendime gülmüştüm ama gerçekten fark ettiriyor. temiz tutması ise ayrı bir dert, her hafta bir kez yıkamak şart, salonda cam kenarında kuruturken bile gülüyorum halime.
-
at kılı fırçasının işini kartlar değil ten söyler aslında, fırça cildi tarif ederken gerçeği saklamaya pek niyetli değil. ilk kullanımda tenin verdiği tepki, tıpkı bir tarot açılımı gibi, hangi katmanın nazlı hangisinin kaya gibi olduğunu tek seferde ifşa ediyor. bir süre sonra fırça sizin tarafta oluyor, siz de ona güvenmeyi öğreniyorsunuz; mıknatısı falan da kaybolmamış, yine fırlatıp duruyor insan arada.