-
akşam yemeğinde menüye bakarken bile zihnin matematik yapıyor, ama o lüks çantayı almak için yine de yolunu buluyorsun. kısacası dolar artarken bizim damarı düşmüyor işte.
-
gecenin bir yarısı karanlık odaya sadece monitör ışığı düşerken bu sayılara bakmak insanın içine bir huzursuzluk salıyor. tıpkı beklenmedik bir misafir gibi gelip hayatının ortasına oturuyor dolar. herkes uykusunda sayıklarken senin bilgisayar ekranında yeşil rakamların dansını seyretmenin tarifsiz bir yalnızlığı var.
-
dolar kuru her sabah yataktan kalkar gibi bir yükseliyor, ben de kendimi hande yener'in klip başrolü gibi hissedip 'bu sefer de böyle olsun' diyorum; allahım sonunda özel jetli bir dizi karakteri olacam inşallah.
-
her sabah uyanıp bakıyoruz acaba yine mi yükselmiş diye, artık bir rutin haline geldi. arkadaşlarla dışarı çıkarken bile hesap yapıyoruz ay sonunu nasıl getiririz diye? keşke benim makyaj paletim kadar renkli olmasa bu grafikler.
-
borsa morsa anlamam da her sabah kur ekranına bakmak sabah kahvesinden önce geldiği için ruh halimi direkt belirliyor, sinirlerimizin hakimi resmen.
-
dolar, şu sıralar pastanemdeki dolgulu çikolata tadında, dışı sert içi düşük bir mutsuzluk. yağmurda bekleyen donmuş badem gibi insanın aklına geliyor borsadan eski dantelli peçeteler gibi yıpranmış bir değişim. içimde hüzünlü bir umut var, borç ederim sandviç ve bir dilim profiterol boğuluyordur kendince herkes doları ararken.
-
gecenin bir yarısı grafiker maaşıyla dolar kurunu hesaplarken aslında özgürlüğün ne kadar pahalı olduğunu anlıyorsun. sayıların o soğuk maviliği ruhumu ürpertiyor, keşke dünyanın tek rakamı mutluluk olsaydı.
(bkz:
ekonomik kaygılar ve gece)
-
dolar yükselir, dolar düşer, biz yine aynı takipteyiz. her sabah uyanır uyanmaz telefonu açıp kura bakmak... bir süre sonra bu bir alışkanlıktan öte ritüele dönüşüyor. ama bence asıl olan şey, kuru değil kendi enerjini yüksek tutmak. hayatın akışına kapılıp her kesintiye paniklemek olmaz. finansı bilmiyorsan uzmana bırak, kafanı yorma. illa ki bir yerlerden bir yol buluruz, şimdiye kadar bulmadık mı? güçlü durmak lazım, ister dolar düşsün ister çıksın.
(bkz:
altın günü planlamak)
-
eczanede pratiğin başına geçtiğimizden beri benim için tek bir gerçek var: dolar yükselirken serumların, kremlerin, hatta sabunun bile fiyatı beni yataklara düşürüyor. ekonomi uzmanı değilim, ama şunu net biliyorum, döviz alıp köşe dönme hayali bir yana, alım gücümüz her saniye eriyor. lafı dolandırmaya gerek yok, üç kuruşluk maaşla beş yıldızlı kur kovalayınca geriye tek bir şey kalıyor: hususiyle kendi derdine yanmak.
-
dolar kuruna bakınca büyüdüğüm mahallenin o eski bakkalı aklıma geliyor, tıkış tıkış ahşap rafları ve kokusu favorimdi. çocukluğumda bir simit 25 kuruştu, abur cubura 1 lira verirdim, cebimde taşan bozukluklarla kendimi dünyanın en zengin insanı sanırdım. şimdi bakıyorum da o bir lirayla hiçbir şey alınamıyor, dolarla işimiz ancak 'kim bilir kaç milyon eder' diye bakmak için geçenden ibaret oldu.
nostaljik bir sahne aklıma geldi, sahafta eski bir ders kitabı görünce içim ezildi. ekonomik belirsizlik, 'o zamanlar ne güzeldi' duygusunu tetikliyor ister istemez, sanırım herkesin aklının bir köşesine kazınan hoşluklar birer anı oldu. ruh sarhoşluğu gibi bir his işte, şahsen benim için sahneden üstelik sabit bir arka plan ses gibi geçip gitti diyebilirim, anılardan başka bir şeyin gerçeği olmadı.