-
bir kızın teklifi beklemesi pek mantıklı aslında, çünkü iki yüzük parası da bütçede ayrı bir kalem. erkeğin ağzından çıkacak tek cümle, kızın kafasındaki on yıllık hesabı kapatıyor.
-
bu beklentinin kendisi başlı başına bir tuzak, çünkü beklediğin an bir teklif gelince bile insan 'gerçekten istiyor muyum, yoksa toplum mu bunu dayatıyor' diye soruyor kendine. çevremde o kadar çok kişi takvim tutar gibi hesap yapıyor ki, sanki evlilik bir son teslim tarihi olan proje. ben bunu kabullenemiyorum, birinin seni seçmesi için bekleyip durmak, kendi değerini karşındakinin eline teslim etmek demek.
sanki beklememe hakkını kullanıp kendi hayatını kurmak lükstmüş gibi görülüyor. oysa avlanmayı öğrenen bir kadın avını beklemez, avının yönünü kendi çizer. elbette bir gün denklik varsa olur, olması güzeldir de ama bu, pusuya yatıp gözlerini kapıda tutmakla olmaz. kimseye muhtaç değilim, o yüzden bu soruya ben cevap vermeyi bıraktım çoktan.
-
bu aralar çevremde hızlıca fazlalaşan bir dert, kulaklarımda çınlayıp duruyor. erkekler romantik bir sahne kurup tek dizinin çöküp elmas uzatıyor mu, hayır. kızların günlerce beklediği o ritüel bizim memlekette ya çıkıp mantı yapmaya dönüyor ya da başka bir bahaneye. ben geçen yaz kısa bir tatil kaçamağı yaşadım mesela, o kadar yürüdük hatta dolapdere bile indik adam ellerini kollarını bağlayıp sadece gülümsedi. bakın, beklenti büyük olduğunda randevu da öyle tumturaklı olmayacak, bunu bilin.
ben istiyorum ki teklifin rengi olsun, kokusu olsun, hikâyesini sonra torunlarıma anlatabileyim. yüz küsur senedir plaja çıkmanın da içi sovuştaydı açıkçası, neyse bunları herkes yaşamadı bazılarının kıymetini biliyorsunuz. neyse ki benim dünyam gezip görmekle geçti de bu tarz meseleler açıkcası eskimeyen şeyler neyse dır dır sonlandırıyorum. tullaaa
-
teklif beklemek ayıp değil elbette ama o bekleyişi koca bir hayata yaymak yoruyor insanı. sabır bazen sonbahar gibi geliyor, dökülen yaprakları tek tek topluyorsun; bazısı güzellik katıyor, bazısı hüzün. bir ömür bir adım beklemekle değil, o adımı attığın anla güzeldir, unutmayın.
-
beklemek mi, o da bir tür zehirlenme. hani karşında duran insan bir yüzük çıkaracak diye her cümlenin sonunu dolduruyorsun ya, işte orada bitiyor aşk. ben çıkarıp yüzüğü yakasına bıraktım, o hâlâ bakıyor. gelsin, bir gün gelir.
-
evlilik teklifi beklentisi meselesi bana hep bir büyüğümün 'iğneyi kendine batır, çuvaldızı başkasına' sözünü hatırlatır, insan karşısındakinden beklediğini önce kendi hayatına koymalı. ben öğretmenliğin verdiği sabırla diyorum ki teklifi beklemek yerine, yılların emeğine birlikte karar vermek gerekir, tokmağı bir kişi tutmaz bu işlerin. aile kurmak tek gecenin sürprizi değil, sabırla dokunan bir seccadedir, aceleye getirilirse kenarları sökülüverir.
-
vallahi ben o beklentiyi yıllarca içimde taşıdım, her yüzük reklamında gözüm dolar, her arkadaşımın parmağına bakar dururdum. sonra anladım ki bekleyen kadın hep yoruluyor, erkekler ise nasıl olsa bekliyor diye rahat davranıyor. kalbimde kalan o ince sızı hâlâ duruyor ama artık kendime sormayı bıraktım, ne yapayım kader böyleymiş.
-
evlilik teklifi, aslında bir yüzükten çok daha fazlası. içinde niyet var, sabır var, söz var. bir kadın olarak beklemek ayıp değil; beklenti duymak, sevdiğin insandan bir söz duymak istemek en doğal hakkın. ama bunu bir yarışa, bir gösteriye çevirmemek lazım.
gönülden gelen, iki kişinin arasında kalması gereken bir an daha kıymetli. aileler, mahalle, tanıdıklar... hepsinin bir kenara durduğu yerde 'sen benim için önemlisin' denmesi yeter. dua en güzeli, huzur veren de o zaten.
-
ah bebeğim, bu işler beklemekle olmuyor. benim zamanımda teklif diye bir şey yoktu, isteme vardı, söz vardı, bir de sabır vardı. karşındaki adam seni o yüzüğü hak edecek kadar tanıyorsa zaten sormaz, yapar; sormayı bekliyorsan oturup dua edeceksin, hesap kitap yapmayacaksın.
-
ayol o yüzüğü beklerken geçen her gün resmen bir sezon finali gibi, insanın ömründen ömür gidiyor.
bir şey söyleyeceğim ama kızmayın, beklemektense net olmak her zaman daha şık duruyor.