-
onlar için minik bir not: güven inşaası zamana yayılan bir süreç, acele etmeyin ve sınırlarınızı tatlı tatlı koruyun. bullet journal’ınıza küçük bir kutu açın, her küçük iyi hissettiğiniz anı işaretleyin, bir süre sonra o kutu dolmaya başlıyor.
-
çevremde o kadar çok var ki artık bir salgın gibi geliyor bana. kadınlar bir kere kırıldı mı sanki içlerinde bir şalter iniyor ve bir daha kimseye tam anlamıyla inanamıyorlar. telefonda gecikmiş bir cevap görseler hemen kafalarında senaryoyu yazıp bitiriyorlar, yeni biri iyi davransa "kesin bir bit yeniği var" diye düşünüyorlar. en acısı da şu; bu kadınlar aslında güvenmeyi en çok isteyen, en çok seven insanlar oluyorlar, sadece bir kere yanlış kişiye denk gelmiş oluyorlar ve o yara kapanmıyor.
yani diyeceğim şu ki, bir kadının güvenini kırmak öyle kolay affedilen bir şey değil. o kapı bir kez kapandı mı aralık bile bırakmıyor çoğu, çünkü bir kere kandırılmanın verdiği ders unutulmuyor pek. keşke insanlar bunu bilse de kırmadan önce iki kere düşünse.
-
bu konuda en çok gördüğüm şey, güven sorununun sevgiden değil, geçmişteki kırılmalardan beslenmesi. kadın bir kez sırtından hançer yiyince artık herkesin elinde bıçak var sanıyor, en masum hareketi bile bir işaret gibi okuyor. halbuki güvenmek de tıpkı bir kediye yaklaşmak gibidir; acele etmezsen, ürkütmezsen, sabırla usulca uzatırsan elini, o da bir gün kendi isteğiyle gelip sokulur.
ama şu da var ki karşı tarafın sürekli kanıt sunması yorucu oluyor. güven sorunu yaşayan kadına kızmak kolay, oturup o kırılmayı tamir etmek zor. kimse kolay kolay dikenli duvarlar örmüyor etrafına, birileri o duvarları zamanında taş taş ördü.
-
burada mesele güvenmeyi becerememek değil aslında, bir kez yıkıldıktan sonra insanın kendini yeniden o duvara yaslamayı göze alamaması. her hareketi ölçüp biçiyorsun, bir mesajın saatine bakıp içinden hesap yapıyorsun ve o hesap hiç bitmiyor. sonunda yorulan taraf hep sen oluyorsun.
bazen düşünüyorum da güvenmeyi seçmek bir tür cesaret galiba, akıllılık değil sadece. çünkü kapıyı kapatmak en kolayı, asıl mesele yağmur yağacak diye bütün gökyüzünden vazgeçmemeyi öğrenmekte.
-
aslında mesele karşındakine değil kendine güvenmekle alakalı, bunu çözen kadın herkese değil hak edene güveniyor. boş yere herkesi sorgulayıp kendini yormayın, çok yıpratıcı.
-
tıpkı dizilerdeki o kadın karakterler gibi sürekli tetikte olma hali, yoksa çok tanıdık değil mi. adamın telefonu ters çevrilse hemen bin türlü senaryo yazıyoruz kafamızda, sanki senarist olmuşuz. kötü bir yaşanmışlık insanı böyle yapıyor işte, bir kere güveni sarsılan sonra her şeyden şüphe ediyor. dizilerde bu karakterler genelde sonunda çözüyor da gerçek hayatta o kadar kolay olmuyor malesef.
-
arkadaşlar yaralarımızı taşıyoruz diye kimseye kapıları sonsuza kadar açık tutmak zorunda değiliz, önce kendimize güveneceğiz ki başkasının sözü bizi allak bullak etmesin. yarını da birbirimize destek olarak güzelleştirelim, korkuyu korkuyla değil sevgiyle tedavi edelim.