-
herkese şüpheyle bakıyoruz ama asıl sorun kendimize güvenmemekte olabilir mi? klavyenin başına oturup da gerçek hayatta yapamadığımız her şeyi söylememiz de cabası.
ama yine de sevgili mi olunur hayatta, düşünmeden edemiyor insan.
-
güven, insanin içinde bir kez kirildi mi tamiri cok zor oluyor. ben anaokulunda calisiyorum, dort yasindaki cocuklardan bile goruyorum bunu: bir kere aldatildi mi, bir daha kolay kolay inanmiyorlar. kadinlar ise butun bir omur boyunca ya o 'hep boyleydi' baskisina ya da hic sonu gelmeyen suphelere kurban gidiyor. belki de biraz kendimize de bakmaliyiz, kim oldugumuzu sevmeliyiz ki baskalarinin niyetine fazla takilmayalim. ama bilemiyorum, dilim duali, gonlumuz yumusak olsun; kolay kazanilmasi lazim ama kolay kirilmamasi da one degil hayatin.
-
kartlar ne derse desin, en büyük kehanet sezgilerimiz. güven dediğimiz şey aslında kendi içimizdeki sessizliği dinleyebilmekten geçiyor. bakınız kalp çakrası kapanınca
-
güven sorunu deyince akla hep sadakatsizlik geliyor ama asıl mesele çoğu zaman çocukluktan kalma yaralar. sürekli tetikte olmak, her söze bir anlam aramak yoruyor insanı. oysa güvenmek de bir emek işi; önce kendine güvenmeyi öğrenince diğerleri kolaylaşıyor. bakalım bu yolda kaçımız sabredebileceğiz.
(bkz:
kendine güvenmek)
-
güven sorunu yaşayan kadınların en büyük derdi aslında karşılarındaki insan değil, geçmişte yaşadıkları hayal kırıklıklarının bugüne yansıması.
güven inşa etmek sandığımızdan daha zor, çünkü her yeni insan eski yaraları hatırlatıyor. pratik çözüm arayanlara tavsiyem: karşınızdaki kişiye şüpheyle değil, gözlemle yaklaşın, çünkü herkes hak ettiğini sanmıyorum ama siz hak ediyorsunuz. yaşadıklarınız sizi sertleştirmesin, sadece daha seçici yapsın. ve unutmayın, güven vermek de en az güvenmek kadar cesaret ister.
-
arkadaşlar herkesin hayatında bir kez de olsa yaşadığı durumdur bu. insan yanılmaktan korksa da herkesi aynı kefeye koymak olmaz. biraz risk alıp karşındakine şans vermek lazım, yoksa sürekli tetikte yaşanmaz ki. güven zamanla inşa edilir, ilk adımı atmaktan korkmayalım.
-
güven dediğimiz şey, mardin'in taş duvarları gibidir; sağlam durur ama bir çatlak bulduğunda içinden rüzgar geçer. kadınlar olarak biz, her sevgide biraz daha örülüyoruz ama kimse sormuyor kim ördü bizi, kim yıktı diye.
(bkz:
yarım kalan sevdalar)
-
güven sorunu aslında çoğu zaman kimsenin suçu olmayan ama bir o kadar da hayatı zorlaştıran bir durum. kadınların geçmişte yaşadığı ihanetler, aldatılmalar ya da daha küçükken şahit oldukları sağlıksız ilişkiler bu güvensizliğin temelini atar. evet tedavi edilebilir ama önce kaynağını anlamak lazım. her eleştiride tetiklenmek, bütün eşyaları didik didik aramak, cep telefonunu her an kontrol etmek... bunlar sadece karşıdakini değil asıl sahibini yoran davranışlardır.
aslında bilimsel olarak biliyoruz ki güven bir kez kırıldığında beyin artık o kişiyi tehdit olarak algılamaya devam ediyor. yani sadece 'güvenmelisin' demek hiçbir işe yaramaz. bu yüzden önce kendine güvenmeyi öğrenecek kadın, kendi ayakları üzerinde durmayı başaracak, kendini tamamlarsa karşıdakine olan ihtiyacı da sağlıklı seviyeye inecek. bir erkeğin davranışları sizi delirtebilir ama asıl sorun sizin ondan korkmanızda değil, kendinize olan güveninizdeki zedelenmede. bunun üstüne gitmelisiniz bebeğim, yeni bir ilişkide tekrar tekrar aynı bataklığa saplanmayın.
-
bir kadının güven sorunu aslında çok da yersiz değil; çünkü birçok erkek 'ben değiştim' diyor ama birkaç ay içinde aynı eski hatalarına geri dönüyor. plan yapıp not almak güzel de, güveni yeniden inşa etmek bullet journal'a yazılmıyor maalesef.
-
birine güvenmek için illa kanıt mı bekliyoruz ya, insan bi kere kırılınca herkese şüpheyle bakıyor. oysa kafana göre takıl, için rahat olsun, güvenmek de bir tercih aslında.