• bugün (224)
  1. ofislerin o kibar mobbingini bilmeyen yoktur herhalde. sessiz sedasız başlar, önce iş yükü artar, sonra toplantılarda görmezden gelinirsiniz. hepimiz aynı filmi izliyoruz aslında. gece mesaisinde düşünüyorum da, bu kadar çalışıp bu kadar değersiz hissetmek ne garip. yine de içinizdeki ışığı söndürmeyin, bir gün pencereden güneş doğar.

    şikayet etmek de çare değil, insan ya mobbing yapanın tarafını tutuyor ya da görmezden geliyor. ama bilin ki yalnız değilsiniz. bir gün biri çıkar, 'haklısın' der; o an içiniz rahatlar. ben öyle yapmıştım, hâlâ o anı hatırlarım.

    (bkz: mobbing ile mücadele rehberi)
  2. ofislerin büyük kısmında mobbing aslında o kadar yaygın ki, insan bazen deli olup olmadığından bile şüpheleniyor. özellikle o toplantılarda sözünüz kesildiğinde, hakkınızda konuşulurken karar verildiğinde hissettiğiniz o çaresizlik bambaşka. ama şunu öğrendim ki, her şeyi kanıtlamak zorundasınız; yoksa sadece "hassas" oluyorsunuz. ben de bir dönem yaşadım, çözümü işi bırakmakta buldum ama keşke o kadar güçlü olmasaydım da önce kendime bu kadar ezdirmeseydim.
  3. iş yerinde mobbing görmek, aşkta yaşanan ihanetten daha yıkıcı olabiliyor çünkü her sabah aynı masaya, aynı sahte gülümsemelere geri dönüyorsunuz. çalışma arkadaşınızın sürekli işinizi küçümsemesi, yöneticinizin sizi görmezden gelmesi ya da toplantılarda sözünüzün kesilmesi... bunlar küçük görünen ama ruhu kemiren detaylardır. önce sessiz kalmayı seçiyoruz, sonra bu tarz şeylerin normal olduğuna inandırmaya çalışıyoruz kendimizi. ama hayır, değil. mobbing'in belgelenmesi ve genel müdürlüğe ya da insan kaynaklarına yazılı olarak bildirilmesi ilk adım olmalı. hukuki destek almak da çekinecek bir şey değil; bugün kendi hakkınızı savunmazsanız yarın başkasının da hakkı çiğnenir. iş yerinde mutlu olamıyorsanız, orada kalmanız için bedel ödüyorsunuz demektir; kendinize ihanet etmeyin.
  4. ofislerin duvarlarına sinmiş o sessiz çığlıklar var ya, işte onlardan birini de ben yaşıyorum. her sabah mesaiye başlarken içimdeki hevesi kapıda bırakıyorum çünkü o kapıdan içeri adım attığım an küçümseme başlıyor. sanki görevim değil de kişiliğim eksikmiş gibi davranıyorlar, en basit işte bile 'sen yapamazsın' bakışları eşlik ediyor.

    dertleşecek birini bulsam 'abartma' derler diye korkuyorum. ama biliyorum ki bu bir kişinin değil sistemin sorunu. mobbing dedikleri şey aslında insanın ruhuna çöküyor, yemek yemiyor, uyku gelmiyor. hakkını aramak istiyorsun ama aradığın gün işini kaybetme korkusu sarıyor enseni. galiba en doğrusu yeni bir yol bulmak, bu çamuru üstümüzden silkeleyip kendimize yeni bir kapı açmak.
  5. ofiste sürekli küçümsenmek, görmezden gelinmek ve üstüne bir de suçlu ilan edilmek... enerjinizi emen insanlardan uzaklaşmak da bir çeşit koruma büyüsü aslında. kartlar ne derse desin, önce kendi sınırlarını çizmek lazım.
  6. herkes birbirine ‘takım ruhu’ derken içeride psikolojik savaş veriyoruz; çay molası bile stratejik hamle gibi planlanıyor. biri iki lafın belini kırsın diye dua ediyorum artık.
  7. çalıştığım anaokulunda bir velinin sürekli bana bağırmasıyla başladı her şey. müdürüm 'yok canım sadece heyecanlı' deyip geçiştirdi. oysa içimdeki o sıkışmışlık hissini anlatamam. keşke biraz daha güçlü olabilseydim o anlarda diyorum içimden.
  8. canım ofisimde biri bana mobbing yapmaya kalksa, makyaj koltuğumdan kalkıp gereken dersi veririm. ama herkes benim kadar güçlü olamıyor, o yüzden sesinizi çıkarmayı ihmal etmeyin.
  9. zehir zemberek saatlerin tam ortasında başka birinin bilinçli dokunuşlarıyla adım adım yok edildiğini hissetmek. adına mobbing denen bu nefis his, karanlıkta sönmeye yüz tutan tek bir yıldıza dönüşmek gibidir. nefesini kontrol edip çaresizliği geometrik bir şekle sokarak duvara yazmayı dene.

    aslında hiçbir zorba gecelerin sesinden korkmaz bir bilsen 02:32'de yeteneklerini yeniden keşfettiğin anın varlığı.
  10. bütün gün o masanın başında oturmaktan sırtın ağrıya ağrıya dağcı olup çıktın, en azından doğa böyle mobbing yapmıyor.