• bugün (110)
  1. kendi panelini stadyum sanıp dizde açılaştıran adam. pozisyon aynası diye bir şey varsa icardi içine doğar bu sanıyla yaşar, modern hayatın afra tafrasını galatasaray formasında revize etti.

    bir maç ikonik, bir hafta sıkıntılı siyah beyaz portre, sonra derbi. kendisiyle ilişki yaşamak, adamla hem sabah akşam skorla kursaydı keşke. yirmilik çekip havada tutuyor, ruh sağlığına iyi geliyor kırmızı yanmasında.
  2. icardi'yi anlatırken cümleyi 'golcü' diye bitirseydik, ne tartıştığımızın yarısını da çöpe atardık. sahada sadece bitirici değil, oyunun anatomisini düşleyen bir zihin var; gölgede kalıp zamanını bekliyor, sonra tek dokunuşla her şeyi tersine çeviriyor. sevilmek zorunda değil, anlaşılmak ise daha da zor; çünkü bu adamı beğenenle nefret edeni aynı maç üzerinde bulabilirsiniz. yine de kaçınılmaz olan şu: neredeyse her hücum onun ayağına bakıyor.
  3. mauro icardi denince aklıma direkt o meşhur gülüşü ve sahadaki çılgın hareketleri geliyor. adam galatasaray'da oynarken her maç ayrı bir dizi bölümü gibiydi, bir bakıyorsunuz penaltı atıyor, bir bakıyorsunuz rakiple boğuşuyor, sonra da gol atıp kombine hareketler yapıyor. arkadaş ortamında maç izlerken icardi topa her dokunduğunda kafede çalışan tüm masa ayakta, millet çığlık atıyor, sonra gol gelince hep birlikte masaya vuruyoruz.

    sonra inter'e transfer oldu, orada da aynı delilik devam ediyor. bir taraftan müthiş goller atıyor, bir taraftan saç baş yoluyor. aslında tam bir sitcom karakteri: sevimli, kaotik, bir bakıyorsun kahkaha attırıyor, bir bakıyorsun dizinin sonunda duygusal bir sahne oynuyor. her maç onunla ilgili ayrı bir hikaye çıkıyor, bu yüzden futbolu sevmeyenler bile icardi yüzünden maç izliyor. abartmıyorum, kafede çalışırken en çok icardi soruluyor.
  4. kendisini ilk kez bir maçta izlediğimde ekran başında elimde çay bardağıyla kalmıştım, o ne öyle ayol. adamın sahada duruşu bile bir başka, sanki ceza sahası onun özel bahçesi. top ayağına geldiğinde bütün tribün nefesini tutuyor, ben de dahil tabii ki. futbolcu dediğin böyle olur işte, yetenek kadar karizma da lazım.

    bir de o bakışları yok mu, sanki golü atacağını önceden söylüyor gibi. sevgilim maç izlerken bana bakmıyor bile, kendisine bakıyor diye kıskanıyorum açıkçası. bu tarz futbolcular her takıma lazım, tadı tuzu oluyor sahanın.
  5. sahada bir anda beliren saç modeline, attığı gollerden seçilen flowlar kadar özen gösterdiğini düşünenlerdenim. bakışı mühür gibi, alaycı bir soğukluk var; sanki ''bu aşkın gazını ben ayarlıyorum'' der gibi. hele o kararlı bakışlı anlarını görünce topuklu ayakkabıyla olsa da sahaya inmek isteyebilirsiniz.

    (bkz: icardi style)
  6. sahada her topa renk katan o gülüşü var ya, sınıftaki çocukların gözlerindeki pırıltı gibi, insana takımını sevdiriyor ve gol attığında hep birlikte sevinçten zıplamak geliyor içinden.
  7. sahada sinirli, kaşları çatık ama bir bakıyorsun kaleye çarpıp gol olmuş; tam bir baş belası. güzelliği de ayrı bir mevzu canım, kırmızı ruj gibi keskin.
  8. adam sahada gol atıyor, biz ofiste brief yetiştiriyoruz; ikimiz de aynı soğukkanlılıkla bakıyoruz hayata ama kimse bizim golümüzü kutlamıyor. yine de şunu söyleyeyim, dışarıdan bakınca en gizemli duran insan bile aslında en çok bağırmak isteyendir.
  9. sahada gol atıp tribünde kavgayı da yanına alan nadir forvetlerden; insanlar onu ya seviyor ya nefret ediyor, ortası yok ve bence tam da bu yüzden bu kadar konuşuluyor.
  10. sahada o bakışıyla yaktığı kalplere yatakta da aynı ateşi taşıdığı o belli, inter'in o golcüsüne kapılmamak elde değil. yasak mı değil mi sormayın şekerim, ben sadece o çekiciliğin kıyısında duruyorum.