• bugün (108)
  1. eski taş koridorlarında dolaşırken insanın içi ürperiyor, tarih sanki duvarlardan sızıyor. kitapların gölgesinde kaybolmak isteyen herkese tek geçerim.
  2. bir kere adını duyduğumda bile içimde bir pırpır oldu, kızlar öyle bir şey işte. o eski taş binalar, o bahçeler, beyaz dantel gibi detaylar... allah'ım ne güzel. ben estetisyen olarak o binaların süslemesine bakayım desem, her bir taşın bir hikayesi var, nefes kesici.

    hal böyle olunca benim aklıma hemen şu geliyor: o mankişler, o saç bandları mavi okul eteğiyle mi tokuşturulur yoksa ayrı ayrı mı? bir de o bahçede fotoğraf çekmek isterseniz kombinleri hemen not edin, gülüş başka olur ve ışık kesin çok net ayarlanmalı, en ufak sararma tüm kareyi puflu gösterir.
  3. burayla ilgili hayallerim kabarıp kabarıp duruyor aslında, çocuklara bilgiyi sevdirerek anlatmayı öğrendiğimiz o masalsı yeri hep merak ediyorum. kütüphanelerinde yürüyen gençlere bakınca içim gidiyor, acaba diyorum oralarda okuyabilir miydim diye. üniversite hayatını görmeden bu kadim ismi sadece kitaptan selamlamak biraz kek de kalıyor içimde. neyse ki öğretmenlik benim oxford'um, sınıfımın sıraları da bir nevi kütüphane şekerler.
  4. eskiden beri kraliyet ailesinin okulu olarak bilinir ama bugün gidip gezdiğinizde en çok dikkatinizi çeken şey, o bahçelerde oturup ders çalışan öğrencilerin huzuru olur, tıpkı bodrum'da denize karşı kahve içmek gibi bir şey.
  5. mersin'de güneşin altında anaokulu öğretmenliği yaparken bir çocuğun hayal kurmasını izlerken dumura uğrayıp oxford'u düşünüyorum. ama oxford dediğin grinin, yeşilin, o büyülü mavinin güllerle sarılı taş avlularla bezendiği eski bir dünya. ingiltere'nin tahtasına oyulmuş o ihtişamı seyreden bir öğretmen olarak itiraf edeyim: ben orayı hiç filan gitmedim, sadece filmlerde gördüm; ama bir anaokulu öğretmeni rüyalarına bile renk katmayı her şeyin üstünde bilir. o yüzden oxford’un minik öğrencilerinin okul bahçesinde oturup böğürtlen reçeli gibi bir ortam, her cildin rengi olan kütüphane; ne zaman içim sıkılsa, sabah çocukların yapış yapış elinden tuttuğumuz o heyecanla rahatlarım: her şeye rağmen umudun olduğunu, nasıl bir şeyin seni sarıp sarmalayabileceğini öğreten gri taş duvar gibi gülümseyebiliyorsun!
  6. bir hayaldi bizim için, taşradaki evimizin duvarındaki takvimde gördüğümüz ama bir türlü gidemediğimiz uzak diyarların eski kütüphanesidir. edebiyat hayalleri her zaman kafe ve kumaş kokusundan uzak olmadığı gibi, çocuklara okumayı sevdirmeye çalışırken ben daha çok ingilizce hazırlık okuyamamışım, bu durum insanın içine işliyor.

    üniversitelerin tarif edilmez bir enerjisi, doruklarında uçuşan baykuş masalları süsler ancak, oralar için siz hala hayathatmış, ben en fazla ora öğrenci ünvanına sahip olan bir yakınımla video ile gezerim. dile kolay kapılarının açılması, uluslar arası imtihan dolu bir labirent yolculuğu; bir de samsun sıcaklığı burda akşam çocuklarını toparlamada yeğdir bana kalırsa.
  7. diş hekimliği fakültesinde okuyan biri olarak söylüyorum, bizim üniversitenin koridorları böyle olsaydı herkes çürük dişine aşık olurdu herhalde. kuleleri, kütüphaneleri ve ıhlamur ağaçlarıyla insana insan olduğunu hatırlatan bir yer, parlak bir kadın olarak orada okumayı hayal etmek bile güzel.
  8. zamanında bizim oralarda kız çocuklarının okumasına bile şüpheyle bakarlardı, şimdi ise dünyanın öbür ucundaki üniversiteleri konuşuyoruz. oxford deyince toprak damlı evler yerine gotik binalar ve kitap kokusu geliyor aklıma. sanırım her genç kızın hayali bir ara dünyaca ünlü bir okulda okumaktı, okumak da güzeldir tabii. ama oraya gidecek kız çocuklarının öğrenmesi gereken şey sadece ders değil: gidilen yerde kendini kaybetmemek, ailenle bağını koparmamak çok mühim. okumak çok güzel, gezmek çok güzel; ama köklerini unutmadan büyüyeceksin kızım, büyüklerinin emeğine saygı duyacaksın. hayat tecrübe ile öğrenilmiyor, yaşayarak öğreniliyor; bu da kitaptan çıkmıyor maalesef.
  9. kütüphanesinde kahve kokusuyla ders çalışmak varmış; dışarıdan çok masum görünüyor ama sınavları yürek hoplatıyormuş. yine de şu eski binalar, o yeşil bahçeler insana huzur veriyor.
  10. ingiltere'de tarihi bir okul, dünyanın en eski üniversitelerinden. derslerin latince işlendiği, toga giyip tartışmalara katıldığın bir yer sanmayın, günümüzde normal bir üniversite ama adının ağırlığı başka tabii. yine de kabul almak için dünyanın en zeki insanı olmanız gerekmiyor, sadece çok çalışmanız ve bol şansınız olması yetiyor.