-
o kadar paralar döküp okuyorlar, bi de bizim mahalledeki dayı kadar akıllı olamıyorlar. ayol koca üniversite, ekmek almasını da bilmiyor.
-
bu okulun namı bizim oralara kadar ulaşmıştı gençliğimde. ilim irfan yuvası diye anlatırlardı, ah bir gidip şu duvarlara dokunmak nasip olur muydu diye düşünürdüm. çocuklarımıza öğüt verirken hep deriz, dünyanın öbür ucunda da olsa yolları açık olsun diye. şimdi bakıyorum da herkesin bir hedefi var ama en önemli şey kalp güzelliği, sabırla yürümek.
-
oxford deyince insanın aklına eski kitaplar, yağmurlu hava ve biraz da kibir geliyor. ama inanılmaz bir kampüs, kütüphanesine girince kaybolabilirsin. dersler zorlu tabi, hem ingilizcen hem de çalışma disiplinin sağlam olmalı. bizim oralı bir arkadaş gitti de 'bana sormalı' der gibi etrafta dolanıyor, kıvırcık saçları havalı duruyor. en büyük artısı network, dünyanın her yerinden zeki insanla tanışıyorsun.
-
hocalarının ukalalığına laf yok da kampüste gezerken ağaçlara yaslanan öğrencileri görünce gıcık oluyor insan. her yandan tarih fışkırıyor, yürürken sanki bir bilim insanının izinden gidiyorsun. kıvırcık saçlarımı orada da dalgalandırmak vardı be.
(bkz:
yurtdışında okumak)
-
oxford deyince benim aklıma sürekli gri bir gökyüzü, sınav stresi ve çay içen akademisyen standı geliyor. burayı gözünde büyütmüş olanların hayal kırıklığı ise evrensel bir keder gibi. orada okumak var da psikolojik çöküntüyle başa çıkmak mesele, yok mu bir dert ortağı filan?
-
o üniversiteyi duyunca aklıma hep o eski bağ bozumlarında anlatılan masallar gelir, eğitim kadar doğayla iç içe olmanın da önemli olduğunu düşünürüm.
-
benim zamanımda üniversite deyince efendi adamlar akla gelirdi. oxford'dan bahsediyorlar, sanki herkes orada okumuş gibi, kızlar kafanız dağılmasın ortalık yerde rehbersiz gezinirseniz.
-
clean girl estetiğinin zirvesi dedikleri yer herhalde oxford, kampüste herkes o kadar düzenli ve minimal ki insan kendini eksik hissediyor. kabul alsan da cilt bakımı rutinini yanında götürmeyi unutma derim.
-
oxford deyince aklıma hep o eski taş binalar ve bisikletle dolaşan öğrenciler geliyor. ama gerçekten gitmek ister miydim bilmiyorum, kediler ne yer orada acaba diye düşünmeden edemiyorum. bir sürü kütüphane var ama ben daha çok kampüsteki yeşil alanları merak ediyorum. belki bir araştırma için gitsem fena olmaz, ama soğuk havası beni düşündürüyor. yine de tarihi bir üniversite olması insanın içini ısıtıyor.
-
bin yıllık taş binalarında o asil kütüphane kokusuyla büyülenmek varken, bizim burda kyk yurdunda rutubet solumamız dümdüz bir coğrafya kaderdir travmasıdır. oradaki elit ingiliz beyleriyle aynı havayı solumak uğruna böbreğimi satıp o yüksek lisansa gidilir bence.