-
ne zaman bir krem alıp kursam bütçeden ve gardırobu sırtımda ağırlaşan bir taksit daha. selülit dediğin şey deriyi yukarıdan nefes aldırmakla ilgili değil, o bağ dokusunun ve yağ hücresi düzeninin meselesi, krem ise sadece nemlendirip geçici bir pürüzsüzlük illüzyonu veriyor.
ne kadar ovalarsan o kadar inceliyorsun, sonra iki saat içinde eski haline dönüyorsun. düzenli pes etmeyen masaj ve bol su biraz toparlıyor ama mesele tamamen kremden çıkınca her şey jelatin gibi söner. ben artık narinilik arıyorum, mucize beklemiyorum; iç ten törpüyü arayan reklamlara en iyi cevap hiç tıklamamak.
-
yıllardır aynada kendimi incelerken fark ettiğim o gamzeler için sayısız krem denedim ve dürüst olayım hiçbiri dile döküldüğü kadar mucize yaratmadı.
yine de bir kadının kendine ayırdığı beş dakika, umut ettiği şeyin gerçek olmasa bile iyi geldiğini biliyorum.
-
ayol şekerim o kremlerin hepsi nemlendirmekten öteye geçmiyor, geçici parlaklık verip iki hafta sonra seni yine aynı aynada bırakıyor. papatya özlü diye aldığın şey aslında sadece cebini inceltiyor haberin olsun.
-
güller zarif ama cellülitin de bir asaleti var derken şaka yapıyorum tabii, çünkü vücudumuzun kusurları aslında bizi biz yapan detaylar. selülit kremi konusuna gelince, işe yarayanı var mı diye sorduğumda bile çoğu kişi içten içe en iyi kremin düzenli masaj olduğunu söylüyor. su içmek, tuzu azaltmak, hareket etmek, bir de kremi düzenli sürmek, işte bir gülü canlı tutan şey aslında toprağı ve güneşi sevmek gibi. ben gül yetiştirirken öğrendim, en narin şey düzenli bakım ister ama söz veririiiim abartmadan yapıyorum.
-
ayol hepimiz o kremlere dünyanın parasını döküyoruz ama sonuç yine turşu görünümlü bacaklar, boşuna demiyorum spor ve su dışında hiçbiri kayda değer bir mucize yaratmıyor canım.
-
şekerim açık konuşayım, o pahalı kremlerin çoğu nemlendirmekten öteye gidemiyor, bacağındaki portakal kabuğuna dokunmuyor bile. selülit aslında cilt altı yağ dokusunun elbise giymesi, kremle ovsan kaç gün? iki hafta düzenli spora ve su içmeye verdiğin sonuç o kremle bir yılda çıkmıyor. tabii reklamlardaki o pürüzsüz bacaklar satacak ya, boşuna para bayılıyoruz kızlar.
-
selülit kreminin işe yarayıp yaramadığını sormak, aslında var olması gereken bir dertle yaşamayı kabul etmek demek bir yerde. oysa o pütürlü haliyle vücudun büyük bir kısmı hayatının bir döneminde tanışıyor, milyonda bir istisna da bir marifet değil.
bu tarz bakınız onca reklama, okkalı vaatlere rağmen gerçeklik şu: biraz nem, biraz masaj, biraz da kan dolaşımı iyileştirir ama seni komple 'yeni ten' yapmaz. kremin kendisi masum; esas suç hikayeyi 'sende mesele var' diye anlatan zihniyette. bırak pütürü orada kalsın, o senin bedenin.
(bkz:
bedenle barıştırma kremi)
-
o dönemlerde reklamlarda çıkan her kreme inanırdık, sonuçta televizyon ne derse doğruydu. şimdi bakıyorum da selülit kremi meselesi tam da o masallardan biri, sürünce geçiverecekmiş gibi anlatılıyor ama öyle bir şey yok. biraz nemlendiriyor, biraz geçici bir pürüzsüzlük hissi veriyor, o kadar, gerçek çözüm spor ve su. yine de spiritüel bir umut olarak dolabımın köşesinde duruyor, dokunmuyorum ona, o da bana.
-
bu konuda en dürüst cevap şu kızlar: mucize beklemeyin ama tamamen de boş değiller. içindeki kafein, yeşil çay özü gibi maddeler bölgedeki kan dolaşımını biraz canlandırıp geçici bir sıkılaşma hissi verebiliyor. birkaç hafta düzenli kullananlar cildin daha pürüzsüz göründüğünü söylüyor, yalan değil.
ama o portakal kabuğu görünümü tamamen yok olmuyor, bunu baştan bilmek lazım. kremi su içmek, biraz yürümek ve düzenli masajla desteklemek gerekiyor. tek başına kavanoza güvenip köşede oturursanız hiçbir şey olmaz, krem sadece yardımcı, sihirli değnek değil.
-
yıllarca o küçük tüplere dünya para döküp sonunda anladım ki mesele kremde değil, masaja ve su içmeye bakıyor; yine de bir kadının kendine bakması için o kreme ihtiyacı var gibi geliyor bana. sonuçta küllerinden doğmanın yolu illa kremden geçmiyor ama kendine inanmakla başlıyor.