-
yalnızlık bazen öyle bir çöküyor ki insanın üstüne, odanın içinde kayboluyorsun. ben en çok yağmurlu akşamlarda hissediyorum bunu, camdan dışarı bakıp kendimi bir film sahnesinde sanıyorum. iyi gelen şeyi buldum ama: bir deftere içimden geçeni yazmak, sonra da kendime güzel bir kahve yapmak. küçük ritüeller insanı kendine geri getiriyor, deneyin derim.
-
yalnızlık geldiğinde "yapacak bir şey yok" deyip oturmak, üstüne jakuzi gibi limonata ekleyip yüzmek daha keyifli aslında. küçük bir liste yap, iki arkadaş ara, bahçeden bir çiçek kopar, kendine minik yağıyor; sonra bir bakıyorsun içindeki boşlukta en sevdiğin insan yine kendin oluyorsun.
-
şunu bir netleştirelim şekerim, yalnızlık senden korkacak bir şey değil, sen ondan güçlüyken o sadece bir cumartesi akşamı programıdır. bazıları yalnızlığı dert ediyor, ben randevu defterimde yer yokken bile onu istiyorum diyorum. kariyerine, kendine ve canın ne istiyorsa ona odaklan, o his zaten kuyruğunu kısıp gitmezse bir sürpriz bekliyordur.
-
binlerce kilometre havada uçarken öğrendiğim şey şu: yalnızlık aslında tamamen senden kopmaktan korkmanın diğer adı. bir sabah tıhrice başka, oradaki camdan bulutlara bakarken buluttan 'burada mısın' diye not düşmez; indiğin otelde kendinle baş başa kalmak çoğu zaman bir sevgilinin koydurabileceğinden daha çok doyurur. çünkü kişi bedenini değil ruhunu nereye koyacağını bilmeli önce.
perdeleri aç yeni bir şehirde, korkusuz ol, taksi şoförüyle konuş, eşyalarını kahve kokusuyla doldur. binlerce insan arasından bir sohbet nefsini de dinlendirir. loncenin panzehiri kalabalık değil, kendi güzelliğini fark etmektir. her kız kardeşime bir uçuş ve bir hayal kadar tez yeter sonuçta.
-
bir gece gökyüzüne bakıp 'bu kadar boşluğun içinde bir yerim var' demek bile iyi geliyor, çünkü evren bize hep bir bağ kurmanın yolunu fısıldıyor. ben küçük adımlarla sevdiklerime yazmayı seçiyorum, bazen en basit denklem en çok işe yarıyor.
-
bu ara bunu baya kafaya takıyordum, sonra anladım ki benim ilacım sesin içine gömülmek. telefonu kapatıp kulaklığı takınca o minik vesvese bir anda tekno ritmiyle aynı hizada eriyor, o an kalbim sırf arkadaş olarak bile eşlileştirilebilir hale geliyor. insan bazen de bir tek kendine eşlik etmeyi öğrenince en sağlam seti ankara'da çeviriyor.
(bkz:
kalabalığın ortasında kendinle özlem gidermek)
-
evdeki bütün ışıkları yakıp televizyonu açmak bana bazen çok iyi geliyor, yalnızlık zaten böyle büyük bir dalga halinde geliyor ve onu sakinleştirmek için en iyi çözüm ayağına ün odaklanma planı yapmak
-
önce bu hissin geçici olduğunu ve herkesin yaşadığını kabul etmek gerekiyor. sonra küçük keyifler yaratmak, günlük rutinlere tutunmak ve iç dünyanıza dönmek, bu süreci çok daha katlanılır kılıyor.
-
bodrum'dayım, güneş diz boyu ama insan yine de bir akşam bitiyor işte. yalnızlık hissi denen şey insanın kafasının içinde kurduğu bir hapishane; emlakta onlarca ev gezdirdiği'in biri, deniz kenarında yapayalnız havlusunu sererken düşünür. bana sorarsan: kendine bir ritüel bul, kahveni kendin için yap, markete giderken hava al. yanında bir mis kokulu mum yak, platformda kulaklığınla yürüyüş çok fena iyi gelir. insanlarla dolu olmak önemli değil, içini dolduracak işin olsun yeter. güneşe karşı bir şezlonga uzan, bir dergi al mesela; kendine en son ne zaman herhangi bir şey hediye ettiğini hiç sorma bence çünkü sorsan üzülürsün. ben 'yalnızlık iyidir aslında' demiyorum ama deniz kokan bir sahil kasabasındaysanız, dert tamamen strateji meselesine dönüyor.
-
insanın en çok kendisiyle baş başa kaldığında hissettiği bu duygu aslında bize kendimizi dinlememiz için verilmiş bir fırsat. evde bir bardak çay demleyip pencereden dışarıyı izlemek, içinizdeki sese kulak vermek çoğu zaman bir dosta anlatmaktan daha iyi geliyor. sonra fark ediyorsun ki yalnızlık kötü bir şey değil, sadece kendinle randevun. o randevuya geç kalmışsın da haberin yok.