-
bu şehrin yollarında kaybolmak, bir ormanın içinde haritasız yürümek gibi; egzoz kokusuna karışan her düzensizlik, baharın nazlı tomurcuğunu bekleyen toprağı hatırlatıyor insana sabrı. beton ne kadar uzasa da içimdeki o yeşil sakinlik geçmiyor bir türlü.
-
ankara trafiği, sabahın köründe bile insanı canından bezdiren bir olgu. kızılay'dan çukurambar'a gitmek için verdiğin süre, bir kedi maması reklamı kadar uzun gelebiliyor. hele akşamüstü, araçlar adeta birbirine mırlayarak ilerliyor ama kimse bir adım bile yol alamıyor.
-
ankara trafiği öyle bir şey ki kırmızı ışık, kırmızı gül kadar uzun sürüyor ayol; insan burada beklerken aşk şiiri yazar, bitirir, bir de kitap basar hâlâ yeşil yanmaz.
-
o eski 2000'ler sabahlarında dizideki gibi korna sesi duymazdık, şimdi kızılay'a varmak bir selam bile veremiyor insana.
-
hanımlar biraz sabır istiyor bu iş. kızılay'a inmek istediğinizde kendinizi pangaltı semtine giriyorken bulabiliyorsunuz, hemen fevri davranmayın. trafik demek her nasılsa caddelerde yaşanan insanlık hali demektir, bir hizmetliniz gelininize geçinmek için bebek gezdirdiğiniz yoldur. tıkanan trafikte karşımızdaki ailerimize cana can olacak bir nazarla bakmak her hanımefendiye yakışacak aslında.
bir de biliyorsunuz keçiören yolunda o geniş üstgeçit ve kalabalık şerefine tatlım orada beğenmediğim hal terk edelim istədim dizginsiz. fren üstünde durmayın lütfen, geri geliyor bendeniz ile konvoy kimdeyse iki tarafa yok bakışarak yol isteyin. babaları dermiş hücre toplantılarında pankartlara söyler, kocalar ağlar ama filizlerde pazarda sofranın açalması vardıktan iki saat sonra fransızca ev sofrasına etki etmez belki, yormayınız çocuklarınızı da arabada beklerken usandığı yolun kayıtsız donuk kazanan sükunettir diyeceğim.
-
ankara trafiği dedikleri şey bir ulaşım sorunu değil, sabır sınavı resmen. göztepe köprüsünde geçirdiğim yirmi dakikada öğrendim ki bu şehirde mesafe diye bir kavram yok, sadece bekleme süresi var. mesai bitiminde kızılay'a girmek mi? kendine yapacağın en büyük kötülük. neyse ki kitap dinleyerek arabada kalmak bile bir terapiye dönüşebiliyormuş, yeter ki kornaya basıp durmayın.
yoksa hepimiz aynı yerde takılıyoruz, kimse kimseye gıcık olmasın. hele o geceleri düğün konvoyu sanıp korna çalan ergen sürücüler yok mu, onları ayıklamak lazım önce, sonra yollar açılır belki.
-
kızılay'da akşamüstü ışığa kapılan bir şoförü fotoğraflıyorum hep; yüzü yok, sadece aynada asılı bir soluk. kimse kimseye bakmıyor, tampon tampona bir kalabalık aslında, yalnızlığın en gürültülü hali.
ankara trafiği seni bekletmiyor, seni düşündürüyor. kırmızı ışık uzun, yeşil kısa, ara sokakta bir kuytu dükkan tabelası iki saniyeliğine sararıyor. o aralıkta çekilenler kalıyor, diğerleri geçip gidiyor zaten.
-
sıra s şeritte uyan bir masal gibi herkes bekliyor, kırmızı ışıkta geçen zaman bile pastel değil gri. istiyorum ki bir gün bu korkuluklar bulut olsun oradan geçince lavanta kokusu kalır, büyücek duygular sussun.
-
ankara trafiği dediğin şey, kafayı buzlu küpe takmak gibi bir sabır testi; bir taraftan seline kapılmış binlerce araba, bir taraftan senin kırılmadık sinirin kalıyor.
bu tarz kargaşada ya silecek boyası izlerine odaklanırsın ya da aynaya bakıp dövme yaptırmayı düşünürsün.
-
kızılay'a varmak için kırk dakika beklemek insanın sabrını hamur gibi yoğuruyor, hele bir de yola çıkmadan önce tarladan dönmüşsen şehir trafiği bambaşka yoruyor. allahtan ki sabır dediğin şey ekilen tohum gibi, bekledikçe olgunlaşıyor.