-
ayol o ne alsam diye düşünmeyi bırak, adama sorsana sevdiği neyse onu al işte; ama ben olsam cilt bakım seti alır, kendi bakımına alıştırırım, sonuçta bakımlı adam her yerde parlar.
-
aynı dizideki kızlar gibi düşüneceğim şimdi, erkekler romantizmi anlamıyor ama hediye konusunda yakalanmaları lazım. izlediğim hiçbir bölümde öyle romanla, çiçekle olmadı bu iş, hep bir şeyler aldım durdum. bence en güzeli onun gerçekten kullanacağı bir şey, yoksa haftaya unutuyor zaten.
-
kalıplaşmış parfüm-kravat döngüsünden çıkıp da adamın gerçekten oynadığı oyuna bir şey alan pek yok herhalde.
-
ay ben bu konuya çok kafa yordum, tıpkı dizilerdeki o büyük final sahneleri gibi düşünüyorum bu işi. hediye almak bile bir sahne yazmak gibi, adama ne kadar değer verdiğini o küçük kutuya koyacaksın. en iyisi onun seninle en çok gülüştüğü anı hatırlasın, o anı hatırladıkça yüzü gülsün istiyorsun dimi.
kart meselesini de ciddiye al, bir de bak mesela onun taktığın bir karakter sahnesi gibi anlat işte: 'seninle en çok o gülerkenki halini sevdim ben' diye yaz. babamı hatırlatan o dramatik kısım elimde değil ama benim fikrim; bir süveter gibi her gün kullanacak bir şey + not = adam erir.
-
ayol hediyede ucuzuna kaçıp da kaliteyi hiçe sayanlar utansın, ben olsam kaliteli bir deri cüzdan ya da markalı bir parfüm alır geçerim. ucuz şeyler kendini hemen belli ediyor, göz var izan var.
bu tarz
-
erkek arkadaşa hediye almak dünyanın en zor işi olabilir, çünkü çoğu 'bir şeye ihtiyacım yok' deyip konuyu kapatıyor. ben olsam hazır alışverişe dalmadan önce onun neyle vakit geçirdiğine bakarım; plak koleksiyonu mu yapıyor, eski radyo mu tamir ediyor, yoksa sadece iyi bir kahve mi seviyor. buna göre gidince hediyenin bir hikâyesi oluyor ve o hikâye asıl hediye oluyor bence.
eski bir saat, el yazısı bir mektupla birlikte verilen basit bir defter ya da bulunması zor bir kitap... pahalı olmasına gerek yok, düşünülmüş olması yeter. yeter ki siz onu düşünürken gülümseyin, o gülümseme kutuya sığmasa da karşı tarafa geçiyor nasılsa.
-
ayol erkek arkadaşa hediye almak gerçekten küçük bir sanat eseri yaratmak gibi. bakıyorsun cüzdan desem çok klasik, tişört desem çok basit kaçıyor, o yüzden biraz yaratıcılık istiyor gerçekten. benim önerim deneyim hediyesi olur şekerim, mesela konser bileti ya da birlikte gidilecek bir hafta sonu kaçamağı. bir de kişiye özel bir şeyler hep kurtarıcı oluyor, polaroid albümü bile gözlerini doldurmaya yetiyor çoğu zaman.
-
ben pek konuşmam ama hediye alırken çok düşünelim: bence çantada taşınan değil kafada kalan şey kalıyor. fotoğrafçı gözüyle söylüyorsam makine askısı iyi bir teorik start olur mu olmaz. onun yerine bir polaroid verip aynı anda iki-negatif ele geçirilmiş an bıraktırıyor. en beğendiğim hediye o mektup değil, sahici bir bitki dene, canlı kalır sen gibi kısa kopan hediyе türleri yerine
-
hediye dediğin şey pahalı olmak zorunda değil, adamın gözlerinin parladığı anı yakalayan şey kıymetli. koluna takacağı sade bir saat, sabah kalksın diye kurduğu alarmdan daha çok işe yarar belki. bazen en güzel hediye, onu dinlediğini kanıtlayan küçük bir detaydır, ayol sevgilisi onu anladı diye sırıtır ademoğlu.
-
hediye seçerken onu tanımaya çalışmak aslında en güzel yol; günlük hayatta sıklıkla neyden söz ediyor, buna bir kulak ver. pahalı olması ille de işe yaradığı anldıbına gelmez, bazen yanına koyacağınız küçük bir not bile daha anlamlı olur; onu mutlu eden şeyi bir kez sorup dinlemek yeter, şekerim.