• bugün (110)
  1. sabah maslak kuyruğunda trafikte kaybedilen dakika, akşam evde çocuklara masal okumaya çalışırken kapanıveriyor. bence en radikal çıkış iki çocuğa servis bekleme yerine anneanneyle yol tarifi olmak, kızlar birbirini akşam okulunda buluşturmak.
  2. sabah sekiz buçukta köprüye girmeden önce kendime kısa bir film açıyorum telefonda, çünkü trafikte iki dakikalık yol için bir saatlik kuyruğa giriyorum. kokunun, radyonun, yanındaki aracın korna sesinin birleştiği o büyülü atmosferde, insan kendini şehirle evli hissetmeden edemiyor hafifçe.

    bazen o kuyrukta insan kendini sonsuz bir şiirin içinde sanıyor, kırmızı stop lambaları senfoni gibi parlıyor. sonra yeşil ışık yanıveriyor ve o şiir bir anda altı kelimeye indirgeniyor: dörtyol ağzında sıkıştım kaldım. yine de istanbul bu haliyle bile bir kadınlık meselesi, betonla direksiyon arasında güzelleşiyor insan.
  3. bu şehirde trafik öyle bir şey ki dişçi randevuna bile yetişmek için sabahın köründe çıkman gerekiyor, resmen bir sabır imtihanı; o kadar beklemeye kırmızı rujum bile soluyor. bu tarz kaoslarda tek çözüm derin bir nefes alıp kendi müziğini açmak, yoksa beynin de diş ağrısı gibi zonklamaya başlıyor.
  4. şehrin kalabalığı içinde insanın kendini bir yaprak gibi hissetmesi ne tuhaf. yollar tıkanıyor, saatler geçiyor ama sakin bir ormanı özlüyorum o an. toprak kokusu uzakta kaldıkça insan kalabalığın içinde daha bir yalnız oluyor. yavaşlamayı bilmek gerek, her şeyin bir mevsimi var çünkü.