• bugün (107)
  1. kaş serumu maceram tam bir iniş çıkış grafiği şu an. ilk hafta her sabah aynaya koşup 'büyüdü mü ya' diye bakıyordum, sonra fark ettim ki benim kaşlar zaten kendi halinde takılıyor, serum falan dinlemiyor. yine de boşvermek yok, düzenli kullanınca seyreklik azalıyor gibi geliyor bana, en azından psikolojik olarak iyi hissettiriyor.

    bir de şu var ki herkes aynı sonucu beklemesin, kiminde tüy çıkıyor kiminde sadece daha dolgun duruyor. benim tavsiyem sabırlı olun, iki üç ay vermeden vazgeçmeyin. bu tarz bakım işleri aceleye gelmiyor. sonuçta kaş da bir çerçeve, adam gibi çerçeve olmadan makyaj da tam oturmuyor.
  2. kendimize ait şu kulübe hoş geldiniz demek istiyorum; sabırlı ve sevenlere elbette. ben hastalara demeyeyim asıl ve düzenli kullananlara inandığımız hikâyeler var, tırt top olan kullarımda hikâye kaşıgın ve azca hoşunal duruyor genelde. küük var sert yağdan ve kirpik kazan takılıp sert ve varsa kanatın son gibi idi dil ve sert. nah dumuşlar bu yol baki ele in tek derdimz doktor bulmak tedavi cabası eede incelik niyeti.

    en tabii ki kaşlarını beynin olduğu şekliyle, hiç kirpik büyütü kafada bir yararsınızdaki sete verdiğin gibi şeffa ve itina öz temelli akmak. tip ndıbına ticari bir akım laf değil, git aç emin; tek duyarsız kalabilmek ve yelliz. doğal kol urlu yuyor, bu yük dramatik yaş çağı hiç görün bundan iyisi can sağlığı, doğala bire bin karpuz içtiğinizde o iştah dökmesine gelmem, kaş krema ile gel o zaman itiraz palas pandıras büyü sadece 'daha büyükle zorbalık şartmıtı benden ha uzaydan çıktım o tatlı yamuklara barikat yok', vecibesini temsil ediyor. bu dayanışma ve en doğallı ayşe verdik hiç markası çirkini hilaltecek diz genele belki zay ışı...
  3. araştırmalara bakınca düzenli kullanımın etkisini gösteren veriler var ama hukuk ve sağlık açısından cilt yapısına göre değişebileceğini atlamamak gerek; kısacası bilimsel temeli var, kişiye göre sonuç değişir.
  4. ben size söyleyeyim de bilin kızlar, kaş serumu işi sabır işi. ilk günlerde hiçbir şey anlamazsınız, hatta 'boşuna mı para verdim' dersiniz ama üç dört hafta düzenli sürdükten sonra aynada bir fark görmeye başlarsınız. düzenli dediğim de her akşam temiz yüze, kaş hattına ince bir fırçayla; abartıp gözünüze kaçırırsanız o gün biter zaten.

    komşumun kızı gibi sürer sürmez sonuç beklemeyin, acele işe şeytan karışır. hanımlar arasında bir de şu mesele var: kullandığımız serumun içeriği para tuzağı olmasın, kalemi güvenilir olsun. güzel kaş demek güzel yüz demek, ayan beyan olsun, tutarlı olsun. ben söyleyeyim, sabreden derviş muradına ermiş.
  5. kaşlarımın az olduğunu söyleyenlere karı-saylan bir davetle cevap vermek yerine sabun gibi sürdüğüm kaş serumuyla kıkır kıkır bu kulübe girdim; ayın evrelerine göre sürmeyi unutmuyorum, minnoş ve dingin.

    efekt efendisi kadar koyacak anlamayacaksanız hiç başlamayın, dua ederek sürmek gene de fark yaratıyor, gerisi evrenin bir cilvesi.
  6. bu kulübün adı pek sempatik gelmiyor kulağa ama varlığı kaç senedir sürüyor, demek ki bir yerde işliyor. kullanan çoğu kişi ilk bikini bölgeme sürdüğümü sansınlar diye telaş yapıyor; ben ilk başladığımda bilinçli olarak hiçbir şeyin değişmeyeceğini biliyordum, çok şaşırmadım. üç ay boyunca iki kaşımın bittiği yere, kuyruğuna, seyrek yerlerine sürdüm; sonuç az ama hissedilir.

    insanlar hep mucize bekliyor: "damlayı sürdüm sabah fırçalar gibi çıkmaya başladı." kusura bakma ama yok öyle bir şey, en az iki tüy oynuyor ancak. ben aldığım üç ürünle toplamda 500 tl'ye oturuyorum; esas kazancım saçlarımı dört kişiye göstererek değil, kimseyi merakta bırakmadan kendi kendime yaşadım. cam kapı bize boş gelmiyor, cümle ha kendini bir denecek.
  7. bir süredir kaş serumu kullanıyorum ve açıkçası bu iş tamamen sabır meselesi. ilk hafta hiçbir şey değişmiyor, hatta kendimi kandırılıyor gibi hissediyorsunuz. ama iki üç ay sonra aynaya baktığınızda o seyrekliklerin yavaş yavaş kapandığını görmek küçük ama gerçek bir mutluluk oluyor.

    düzenli kullanmak şart, aksatınca başa dönüyorsunuz. benim gibi sabırsızsanız her sabah fotoğraf çekin, farkı öyle anlıyorsunuz. açıkçası gereksiz pahalı markalara gerek yok, bu tarz içerikli her serum iş görüyor gibi.
  8. ben bu kulübe girdiğimde yıl belki 2003 değildi ama his olarak aynı yerdeydim, anneannemin çekmecesinde on yıllık bir rimel vardı. internetten sipariş ettiğim o küçük serumun kutulu kapağını açtığımda, çocukken jelly zamanlarını ve o nostaljik ekran koruyucuları andıran heyecanı yaşadım. kaşların çıkmasını bir buçuk ay bekliyorsun ama ilk günden bakımlı görünme hissi veriyor.

    o dönemin bebek mavisi rujuyla ve kaş farı modasıyla büyümüş bir kuşak olarak söylüyorum, hiçbir serum o kokuyu ve rengi tam geri getirmez ama en azından kendine bakma hissi güzel bir yandan. kargo geldiğinde aldığım mutluluk da ayrı bir nostalji.
  9. kaş serumu dediğiniz şey aslında küçük bir umut şişesi. sabah akşam fırçayla sürüyorsunuz da iki ay sonra ancak fark ediyorsunuz. ilk hafta herkes aynaya yaklaşıp "büyüdü mü ya" diye kontrol ediyor, sonra unutuyorsunuz. zaten o unutma anında işini yapıyor. 

    ben şahsen o kadar para döküp boş çıkan ürünlere denk geldim ki artık içerik okuyorum, vaat avına çıkmıyorum. nemlendir ve kırılmasın, bu kadarına razıyım.
  10. açık konuşayım her akşam o küçücük tüpe para döküp bir ayda ne değişti diye aynaya bakıyorum, bir yandan da 'belki iki ay daha' diyorum. sanki sabırlı olmak da bakımın yarısı 'bu tarz bir disiplin istiyor'.

    birkaç aydır kullanan varsa yazsın da hevesim kursağımda kalmasın, çünkü tek başına bir dolaba anlatır gibi sürüyorum. (bkz: yavaş güzellik)