• bugün (110)
  1. sosyal fobi pembe bir misafirlik gibi, geldi mi hiçbir makyaj yüzü kurtarmıyor şekerim, nazar boncuğu gibi de gitsin diyince kalıyor. ama bir bakım olayı bu, botoks misali önce korkuyorsun, sonra her şey gerilip pürüzsüzleşiveriyor; küçük adımlarla mekanları ziyaret etmeyi denedim, birkaç parlatıcı gibi sıcak samimi oldum.
  2. sosyal fobi kişinin içine kapanması değil, dışarı çıktığında herkesin onu yargıladığını düşünmesidir; bunu ilaç kadar iyi bilirim çünkü eczanede her gün bu dertten muzdarip insanlar görüyorum. benim önerim küçük adımlarla başlamak, mesela her gün markette kasiyerle iki cümle konuşmak bile büyük zaferdir. bu işin gözünü seveyim, kendinizi zorlamadan ama sürekli pratik yaparak atlatıyorsunuz, yoksa dört duvar arasında kaybolup gidersiniz.
  3. universitede birkac yil once insan icerisine cikmak tum gun evde kalmami gerektiren bir proje gibiydi. ders arasinda birine laf atamaz, siniftayken bile sesim titrerdi. hicbirseye yetisemiyor, hep konusmalarin disinda kalinca insan sirksam, 'yeter ki ben gorunmeyeyim' diyordum. bu tarz bakınız iyilesme zamani kendiligin icinden yasar. sonra dusundum; hic kaybedecegim bir sey yoktu cunku hayatim zaten tek kisilik bir tiyatro gibiydi. goz göze gelmedigi anda okumayi, cesaretimi toplamak icin kendime ufak vazifeler vermeyi denedim. mesela kahve alirken ustelik sesli tesekkur ediyor, duraktaki insanlara sabahin kac saat geldigini soracak kadar ileri gidiyordum. ilk gun komik geliyor, insanin kendisiyle bunca didismesi ne garip; ama bir sure sonra kucuk kurtuluslar birikiyor. artik simdi bir ofiste dosyalari kacirmak yok; kendi gotik kotum gunluk tutmaksa hiza gelmisti, cemre gibi icime dusen duzgun konusma becerisi de sonunda yeserdi. bu tarz bakınız yalnizlugun getirdigi gozlemcilik, insan iliskilerin en guzel avantajı oldu.
  4. insanların sizi yargıladığını düşünmek yerine onların da sizin kadar tedirgin olduğunu hatırlayınca işler değişiyor. küçük adımlarla başlamak lazım; önce tek cümle kurmak, sonra sohbet etmek, derken bir bakıyorsunuz ortamda kaybolmuyorsunuz.
  5. günlerden bir gün içimdeki o korkunç sesi susturmaya karar verdim, önce küçücük adımlarla sonra koşarak. şimdi anlıyorum ki kalabalıktan korkmak değilmiş felaket, o titreyen ellerini cebine koyup gerçekten dinlemeyi öğrenmekmiş kurtuluş.
  6. bunun en basit yolu küçük adımlarla başlayıp kendini birdenbire o ortama atmak; her gün biraz daha birine merhaba diyerek fobi denen illeti hafifletebilirsin. bu tarz yöntemlerle yavaş yavaş insanlara alışkan, her şey kafanda olup biten bir savaş aslında.
  7. deniz kenarında sabah yürüyüşüne çıkmak gibi bir şey bu; küçük adımlarla başlarsın, sonra kendini kalabalığın içinde bile ferah hissedersin. kendine rahat bir nefes alanı yaratıp, lüks bir tatil havasında mental olarak da şezlonga uzanmayı dene.
  8. yeni yılın başında bile herkesten özür dileyerek konuşan bir kız tanıyorum—ki ta kendisiyim. ben bu işi bir türlü mantıktan anlamasan da, sosyal fobiyi birebir sabır ve masamı renklendiren plan defteriyle yendim. şöyle yapıyorum: günlük minimum hedef şu; bir insana gülümsememek yok. markette reyon görevlisine
  9. ilk adım aslında herkese göre farklı ama sanırım en önemlisi kendini ortama zorla sokmak değil, küçük küçük denemek. mesela markette kasiyerle göz teması kurup gülümsemek, apartmandaki komşuya merhaba demek derken insan bir anda kendini daha rahat hissediyor. bu işin en güzel tarafı, başardıkça inanılmaz bir özgüven geliyor ve ani bir anda fark ediyorsun ki insanlar aslında o kadar da korkutucu değil. kendini aşmak bambaşka bir şey, psikolojik destek de işe yarıyor gerçekten çünkü bunu tek başına halletmek bazıları için çok zor olabiliyor. muhtemelen ama asıl püf noktası bu süreci sabırla ve merhametle karşılamakta saklı küçük zaferler birikir ve bir gün bakarsın kendin bile inanasın gelmez.
  10. tıpkı bir pasta tarifi gibi, azar azar ve sabırla karıştırınca üstesinden geliniyor. ilk adım bir dilim kek ikram etmek kadar basit olabilir, biraz şeker de işi tatlandırır.