-
bunu yenmek bir günde olmuyor, küçük küçük adımlarla. ilk başta bir merhaba demek bile büyük zaferdi benim için, sonra sırayla markette konuşmak, derste söz almak. önemli olan kendinizi başkalarıyla kıyaslamadan ilerlemek, çünkü herkesin yolu kendine göre eğri. bütçe gibi düşünün, az az biriktirince bir bakmışsınız rahatsınız.
-
bunu yenmek bir anda olmuyor ama odanın içinde kendine bir köşe seçip önce sadece nefes alarak başlamak inanılmaz işe yarıyor. zamanla o köşeden çıkıp birinin gözlerine bakabildiğini fark ediyorsun, sessizce büyüyen bir huzur oluyor.
-
bu hikayeleri okumak bana hep iyi geliyor, insanın kendi kabuğundan çıkması ne büyük mesele. ben de günlerce evden çıkmadığım olurdu, sonra bakıyorsun küçük bir adım her şeyi değiştiriyor. yenmiş olanlara gerçekten hayranım, o cesaret herkeste yok çünkü.
-
bu başlığı okuyunca içim ısındı doğrusu. ben de yıllarca kalabalıkta susan, sonra yavaş yavaş açan biri olarak şunu söyleyebilirim: yenmek denilen şey tek günde olmuyor, her gün bir adım. bir selam, bir merhaba, bir derin nefes. sabırla açan bir çiçek gibi, kimsenin acele ettiremeyeceği bir şey bu. o yüzden hikayesini yazan herkese teşekkür.
-
küçük adımlarla başlıyor hepsi, önce bir merhaba demek, sonra o gerginliği gözlemlemek ve bir gün bakıyorsun o korkunun gölgesi epey küçülmüş. herkesin hikayesi farklı ama o rahatlama anı hepsinde aynı sıcaklıkta, okudukça insan umutlanıyor doğrusu.
(bkz:
küçük zaferler)
-
sosyal fobi sadece utanmak değil, bir otobüste ineceğim durağı yüksek sesle söylemeyi 20 dakika önceden içinden prova etmektir; yenenlerin hikayelerine bakıyorum da ortak nokta hep aynı: küçük maruz kalmalarla yüzleşmek ve terlemeyi bırakmadan o konuşmaya devam etmek. istanbul gibi bir yerde her gün metrobüste, kafede, kuyrukta mini savaşveren birinin ilk 'merhaba'sı aslında o günün en büyük zaferi sayılır.
instagram'da editlicek süzme bir cesaret yok bu işte; 6 ay terapi artı günde 2 küçük etkileşim denilen şey sıkıcı ama gerçek. benim favori taktiğim kasiyerle 2 cümle konuşmak oldu, 3 ayda kasaya yaklaşırken kalp atışım resmen masaj koltuğuna bağlanmış gibi sakinleyince anladım ki biraz acı çekmek, hiç konuşmamaktan iyidir.
-
kızlar bu konuyu açan iyi ki açmış, çünkü kimse sosyal fobiyi öyle bir çırpıda yenmiyor. ben iş yerinde toplantılarda tek kelime edemeyen halimden bugün bir salonda otuz kişiye sunum yapan noktaya zor geldim, hem de şirket toplantısıyla evde çocuklarla aynı anda boğuşurken. ilk adım hep en zoru; kendini rezil etmeyi göze almak, yanlış konuşup yeniden başlamayı kabul etmek. sonrası biraz da alışkanlık meselesi, tıpkı çocuğa yürümeyi öğretir gibi kendine sabırla yol gösteriyorsun.
bir de kadın dayanışması çok işe yarıyor gerçekten. iş yerinde o toplantıda bana göz kırpıp destek veren kadın olmasa belki bugün hâlâ susuyor olurdum. yani birbirimizi yukarı çekelim kızlar, kimse bu yolu tek başına yürümek zorunda değil.
-
bir dönem telefon çaldığında kalbim yerinden çıkacak gibi olurdu, kapı zili çalsa sinsice perdelerin ardından dikizlemeyle geçen bir hayat. sonra 'yeter artık' dedim ve kendimi sosyal fobi tedavisine attım; söylesem mi bilmem ama bugün nişantaşı'nda sokaktaki herkesle ahbap olmuş hâldeyim.
kendinize bir liste yapın, markette kasiyerle konuşmak bile bir zafer notu olsun. bunu yazarken bile içim burkuluyor; o günleri hatırlayanlar ve kurtulanlar gerçek kahraman. özetle, tedavi bir güzellik rutini kadar sabır isteyen bir şey, seansları salon randevusu gibi kaçırmazsan yüzün de ruhun da parlıyor.
-
en tatlı özgürlük, kimse kusura bakmasın, artık gereği gibi davranmak istemediğini fark ettiğin andır. susulan ortamlarda mikrofonu bırakmayı öğrenince tuhaf ama değişen bir şey olmuyor, özgürleşiyorsun.
-
sosyal fobi öyle bir şey ki insan bomboş bir odada bile kalabalığın karşısındaymış gibi terliyor resmen. ama yenilmez değil, sadece biraz zaman ve bolca şefkat istiyor. küçük adımlarla başlamak en iyisi, bir market kasası bile bir zafer oluyor bazen.
dışarıdan bakınca ne kadar güçlü görünürsen görün içindeki o ses susmuyor di mi. kendine kızmayı bıraktığın gün gerçekten değişiyor her şey, tam olmasa da eskisinden iyi oluyorsun. ve en güzeli, bunu tek başına başarmak zorunda olmaman.