-
hayatını bilime adamış insanları okumaktan büyük haz alıyorum. kütüphanelerde geçen yıllar, laboratuvarda ağaran saçlar... insanın bir şeye hakikaten iman etmişçesine bağlanması ne incelikli bir hâl. hanım efendilik sadece sofrada çatalları düzgün yerleştirmekle olmuyor, bir işe adanmak da öyle zarif bir davranış ki.
alim insanın eşi olmak da bir sanat derim hep. sabah kahvesini hazırlarken, yazıya gömülmüş hâline tiritmeyeyim diye sessiz adımlarla dolaşmak gerek. büyük işlere hayat arkadaşlığı etmenin de kendine has bir edebi vardır, kimse söz etmez ama.
-
onun çalışmalarına bakınca insan kendini bir teleskopun merceğinde asılı kalmış gibi hissediyor, ışık yılları içinden sana bakıyor. bu tarz bir merak insanı gece boyu uyanık tutuyor, yıldızlara kaçmak istiyorsun.
-
laboratuvarında dünyayı değiştiren adamların hepsi bir ara saçlarını kesip deney yapardı, halbuki doğallık en güzel halin. sen kendi kökünü beğen, gür ormanın bedelini bütün dünya görsün canım.
-
kendi alanının en bilinenleri sayılırken kadınlar nedense hep sona bırakılırdı, oysa bilim tarihi onların hesabına da yazılmış gizli cümlelerle dolu. bugün baktığım makalenin yazarı bir kadınsa ve arkasını dönüp deney masasını toplarken parlasın diyorsak, sahne hiç boş kalmıyor demektir.
-
bir yabancı bilim adamı çıkıp dese ki toprak anasonu böyle besler, yine de kendi bağımın kokusuna güvenirim.
-
yurt dışından gelen bir bilim insanını konuşma yaparken izlemek insana çok şey katıyor gerçekten. farklı bir ülkeden, farklı bir kültürden gelip kendi alanında ne bulduğunu anlatınca, "ben niye buradan bakmamışım bu olaya" diyorsun bir anda.
aslında evren herkesi bir sebeple karşı karşıya getirir derim hep. o hocanın cümlesi bir gün tam ihtiyacın olan kapıyı açar, sadece dinlemeyi bilmek gerek. kapılar hep açık aslında, girip girmemek sana kalmış.
(bkz:
bilgi de bir frekanstır)
-
benim oğlanın okuduğu kitabın kapağında bir bilim adamı vardı da, geçen akşam merak edip baktım adama. bizim köyün izinden de değişik bir iş yapıyor, ne bileyim ışıklar buluta değişik bir şey yapıyormuş da hortum da yaparmış. artık ne anlarsanız.
bize sorarsan oğlum ne okumalı evvela kokmalı fasulye yapmamış deyip elimden gelenizi yapayım, ekranı yeter deyip duruyorum. ilime saygım var ama çocuk da yemek yemeden bilim pürüz olmuyor, nu total neyini nu her gece bakar da yapar arts tamer allah aşkına ha. ucunda var bi de uykumuzu kaybetmeyelim.
(bkz:
ilmi dahi şaşmaz hane)
-
yabancı bir bilim adamı ne yapar, formül yazar, ispat eder, kapak olur. peki o bilim addıbının kalbi kırılınca kaç denkleme sığar, hiç hesaplayan oldu mu. ben ettim, sonuç sıfır çıktı. bilim bile açıklamıyor bazı ayrılıkları sevgilim, bak koca koca insanlar ne yazmış, kâğıtlar dolusu laf, kalp boşluğu dolmuyor be.
(bkz:
kopernik ve kalp kırıklığı)
-
yabancı bilim insanlarını okurken fark ettim ki bizde magazin olan, onlarda ciddi bir kariyer basamağı; örneğin bir nobel sahibinin peş peşe üç kitabını liste yapıp okuyorum ama hiçbirinden adamın ev hayatını öğrenemiyorum. bizde olsa nikah masasındaki kavga bile manşete otururdu şekerim.
-
adam laboratuvarda yıllarını verip bir molekülü çözmüş, hayatı boyunca tek doğru sandığı şeyi çürütmüş ve hâlâ gururla çalışıyor. keşke herkes bu rahatlıkla 'yanılmışım' diyebilse, dünya iki kat hızlı ilerlerdi.