-
istanbul'un kaosundan sonra ankara bana neredeyse meditatif geliyor, ama o kavşaklarda bir tur atınca yanıldığımı anlıyorum. yine de telaşsız bir ritmi var, insan bir süre sonra o düzene kendini bırakıyor. sokakları geniş, gökyüzü açık; şehir sakin sakin akıp gidiyor.
-
bir yere on dakikada gitmek için kırk dakika hesaplamayı öğütlüyor insana, o yüzden arabada dinlenecek podcast listeniz hazır olsun. buna rağmen dik durabiliyorsam hepsinin üstesinden gelirim demektir.
-
net söylüyorum, bu trafik başlı başına bir sabır testi, akşam üstü kilitleniyor her yer. gitmek için değil, oturmak için yola çıkıyorsun sanki. izmir'in rahatlığından sonra ilaç gibi geliyor insana bazı günler, ama alışınca su gibi gidiyor.
(bkz:
ankara)
-
ankara trafiği denen şey beni her seferinde bambaşka bir ruh haline sokuyor. otobüste camdan dışarı bakıp 'ah burada da mı yol var' diye şaşırdığım çok oldu, bir keresinde ineceğim durağı kaçırıp kendimi hiç bilmediğim bir semtte buldum. allahtan kantinde simit alacak param vardı da moralim bozulmadı.
arkadaşlarla buluşmaya gidiyorsan sabahın köründe çıkmak lazım, yoksa o kavşaklarda döne döne birbirimize 'neredesin' yazıp duruyoruz. yine de bir tuhaf güzel yanı var, herkes aynı dertte, otobüste tanışıp dertleştiğim teyzeler oldu benim.
-
bir fizik öğretmeni olarak şunu söyleyeyim, bu trafik öyle bir kaos ki entropi kavrdıbının canlı kanıtı sanki, evren bile bu düzensizliğe şaşar, bu tarz anlarda gökyüzüne bakıp 'ya sabır' demek en güzeli, bütün ışıklar birer yıldız gibi yanıp sönüyor da trafik yine akmıyor.
-
ankaraxaslanlarında trafiğe çıkmak da bir gönüllü deneyim gibi, çıkmadan önce 'hop nereye kadar ki' diyorsun ama o yol seni oyuncak ediyor. ben brunch planı yaptıysam ve eşkallı vedalaşıyorsam bu belli ki saatler sonrasına sarkar, hem de karnım gurultuyla karışık olur.
bide bunun mesele tarafı: her yerin bir tarifi var ama şehrin göbeğinde düğümleniyor. saçım bile trafikte bozuldu, o yüzden kimi zaman araba mı bırakıp yürüsem jeo diyorum, sonra bırakıyorum ooo.
-
bağdan şehre indiğim gün anladım, burada korna sesi çığlık gibidir insanın kafasında. bizim bağ yolunda iki traktör zor geçerken iyi ki diyorum, sabrı toprak öğretmiş bize.
-
ankara trafiği dediğin olay bir kere sabahın onunda başlayıp akşamın dokuzuna kadar hayatı zindan eden cinsten bir şey. ben bir kahveyle sokağa çıktım, daha kavşağa varmadan kahvem soğudu, kahve bile dayanamadı bu azaba. zaten şehrin ortasında dolaşmak yerine oturup birinin elli kere yazdığı güzergahı dinlemek daha az yorucu. neyse kader kısmet, bir gün bismillah dedik gittik o da ayrı macera.
bu tarz trafiğe can kurban
-
sabah erken çıkıp akşam karanlıkta eve dönüyorsun ve günün resmen yollarda geçiyor, yazık değil mi bu insanlara? ben size söyleyeyim kızlar, planınızı trafiğe göre yapmazsanız hiçbir işe yetişemezsiniz.
-
ankara'da trafiğe giren birinin sinir sistemi biraz yıpranır, ama ben yine de lavanta yağımı çantama atıp çıkıyorum, çünkü korna sesleri arasında bile derin bir nefes almak mümkün.
insan bazen durup düşünüyor, bu kadar acele neye, oysa her tıkanıklık bir mola aslında.