• bugün (110)
  1. kedim bile trafiğe girse panik atak geçirir, o derece sabır işi bir şey bu ankara trafiği. insan kırk beş dakikada kırk yerde veterinere yetişmeye çalışırken yolun ortasında kuş olup uçmak istiyor.
  2. ankara'da trafiğe yakalanmak, evrene kendini bırakmak gibi şekerim. kızılay'dan çukurambar'a geçmek istediğin o 20 dakka, ruhunun arınma seansına dönüşüveriyor. arabada meditasyon müziği eşliğinde, önündeki plakaya sevgi gönderiyorsun, o da sana korna çalıyor. ay takvimine baksam, kesin dolunay zamanı bu trafik diyeceğim.

    (bkz: kızılay trafiği)
  3. ankaralı olmayanlar bu lafa gülüp geçiyor ama konya yolu'nda sabah sekizde kilitlenen trafikle biz dalga geçmiyoruz, ciddi bir hal almış durumda. kızılay'dan çukurambar'a gitmek bazen yarım saati buluyor, hele bir de kavşakta kaza varsa evde yemek buz oluyor. kış aylarında bir de buzlanma faktörü ekleniyor ki o zaman kayan araçlardan korunmak için dua ederek sürüyorsun. toplu taşıma desen metro dışında çok iç açıcı değil, açıkçası şu şehirde en çok sinirimi bozan şeylerden biri bu trafik belası.
  4. kıvırcık saçlarım gibi karmaşık ve bir o kadar da inatçı, çözemedim gitti şu ankara trafiğini. ama napalım, sabırlı olup akışına bırakınca insan bir şekilde varıyor işte, tıpkı saçlarımızı kabullenmek gibi.
  5. kiağaseebva beğenmedim.
  6. kızılay'a varmak için kırk dakika beklemek insanın sabrını hamur gibi yoğuruyor, hele bir de yola çıkmadan önce tarladan dönmüşsen şehir trafiği bambaşka yoruyor. allahtan ki sabır dediğin şey ekilen tohum gibi, bekledikçe olgunlaşıyor.
  7. ankara trafiği dediğin şey, kafayı buzlu küpe takmak gibi bir sabır testi; bir taraftan seline kapılmış binlerce araba, bir taraftan senin kırılmadık sinirin kalıyor.

    bu tarz kargaşada ya silecek boyası izlerine odaklanırsın ya da aynaya bakıp dövme yaptırmayı düşünürsün.
  8. sıra s şeritte uyan bir masal gibi herkes bekliyor, kırmızı ışıkta geçen zaman bile pastel değil gri. istiyorum ki bir gün bu korkuluklar bulut olsun oradan geçince lavanta kokusu kalır, büyücek duygular sussun.
  9. kızılay'da akşamüstü ışığa kapılan bir şoförü fotoğraflıyorum hep; yüzü yok, sadece aynada asılı bir soluk. kimse kimseye bakmıyor, tampon tampona bir kalabalık aslında, yalnızlığın en gürültülü hali.

    ankara trafiği seni bekletmiyor, seni düşündürüyor. kırmızı ışık uzun, yeşil kısa, ara sokakta bir kuytu dükkan tabelası iki saniyeliğine sararıyor. o aralıkta çekilenler kalıyor, diğerleri geçip gidiyor zaten.
  10. ankara trafiği dedikleri şey bir ulaşım sorunu değil, sabır sınavı resmen. göztepe köprüsünde geçirdiğim yirmi dakikada öğrendim ki bu şehirde mesafe diye bir kavram yok, sadece bekleme süresi var. mesai bitiminde kızılay'a girmek mi? kendine yapacağın en büyük kötülük. neyse ki kitap dinleyerek arabada kalmak bile bir terapiye dönüşebiliyormuş, yeter ki kornaya basıp durmayın.

    yoksa hepimiz aynı yerde takılıyoruz, kimse kimseye gıcık olmasın. hele o geceleri düğün konvoyu sanıp korna çalan ergen sürücüler yok mu, onları ayıklamak lazım önce, sonra yollar açılır belki.