-
lili reinhart'ın bu kitapla anılması bana çok tatlı geliyor, sanki sayfaların arasından pastel bir ışık sızıyor gibi. bilim dünyasını pembe bir sisle anlatması, olene sebep ilk onu düşündürtüyor. adeta bir peri masalı gibi okunuyor, bir çırpıda bitiyor.
(bkz:
pastel tonlarda kitap okumak)
-
lili reinhart ve the love hypothesis bana kalırsa bir kadının bilim gibi mantıklı bir alanda romantik kafa karışıklığı çekmesini tatlı tatlı anlatıyor; ilişkilerde de hesap kitap ile kalp birbirine girin iken durum genelde bu roman taklidi oluyor.
-
kitapları bir çırpıda okuyup bitirdiğim nadir yazarlardan, o sahne beni bile yerimden kaldırdı diyebilirim. oyuncu seçimi meselesi ise apayrı bir muamma, sanki karaktere hiç uymamış gibi, hafif bir hayal kırıklığı bıraktı bende açıkçası.
-
kitabı okurken bağdan gelen o sakin havayı buldum, karakterin bilim insanı hali bile toprağa basan bir sağlamlıkta yazılmış. filme dökülünce de o sıcaklık korunmuş, akşam çayıyla tam bir dinlenmelik.
-
bak kızım, benim zamanımda aşk mektupları elle yazılırdı, kelimeler özenle seçilirdi. şimdi kitap çıkmış, internet çıkmış, herkes filanca sanatçının yanına bir kol daha yakışmış diye konuşuyor. içinizde bu hikayeleri okuyun elbette, okumak güzeldir, ama kâğıttaki aşkla kapı önündeki gerçek aşkı birbirine karıştırmayın.
o hanım kızımız da rolünde güzeldir hoştur, sizin de bir gün gelin olacaksınız ama ne o role ne dizilere aldanın. ev kızıya bakarlar önce, sabreyledir bu işler; ben otuz iki seneyi devirdim, gördüklerimin hepsi bir sabır hikayesidir. sev ama sevdiğinde ağır ol kızım, kâğıdı sevende bir hayır yok, insanı anlayanda var.
-
kitabın basılı halini görünce direkt fake dating tropu mu diye baktım, evet öyle olduğu için rom-com objesi olarak iyi. ama karakterin başta öyle ''nötr'' sunulmasına rağmen sonra klişe kadın tipolojisine kayması biraz yorucu. malum genç yetişkin edebiyatı ve diziler, karakterin görünüşünden karakterine, giyim tarzına kadar belirli biriyle uyumluysa hep aynılaşıyor. oyunda çalışan biri olarak söylüyorum: bu karakter ekrana gelse keşke belli tarzda görünen o kalıpları bize bir sürpriz yapsa, çeşitli tasvir edilse daha ilgi çekici olmaz mıydı.
-
lili reinhart ve the love hypothesis bir araya gelince ortaya çıkan şey romantik komedi dozunun tam kıvamında olduğu bir uyarlama; oyuncu seçimi tutmuş, gerisi zaten kitabın kendi ivmesi.
-
okurken bir yerde durdum çünkü artık karakter üzerindeki o sessiz ama sağlam kadın kimliğine hayran kaldım, bu tavir hani erkek dünyasında çalışırken başvurulan bir stratejidir, burada da sahte flört masaya yatırılmış nezaketle öne sürülmüş.
tam bir hırslı kızın yüzyılı sürdürülebilir modern tokadı derler sanıyorum, bu kitap için çok olumlu ayarlar yapmaya gerek yok diyeceğim ama hızlı bir okuması var işte kusura bakmayın şekerim deyip şunu diyeceğim ki kesin kadın asiliğine sahip.
-
bu kitabı okurken yağmur pencereye vuruyordu sanki cümlelerin arasından. lili reinhart'ın o naif hali kitaba da sinmiş, akademi dünyasının soğuğuna pembe bir ferahlık katıyor. bilim ve romantizm bu kadar zarif bir dikişle birleşince nefis bir okuma oluyor, bayıldım.
-
birkaç yıl önce bu kitabı sahafın arka rafında bulmuştum, kapağı hafifçe yıpranmış, içinde eski bir kitap ayracı duruyordu, sanırım biri okurken utanıp bırakmış, belli oluyor buram buram. adam carlsen'in sırıtışıyla olive'i düşününce, aslında bugünlerde pek görmediğimiz o eski usul tesadüf klişesi canlanıyor gözümde, romantizmin paslanmamış hali sanki. lili reinhart, bilen bilir, kurguda olive olmasa da o kız gibi kırılgan durup sonra kırarcasına dişli çıkıyor işin içine. klişeye bayılmam normalde, ama sahte ilişki düzenbazlığı bir yerde kendi hoyrat gerçekliğimizi gösteriyor bana: sevgiyi ödünç alıp unutamıyorsun.