-
bak şekerim özgüven toptan satılmıyor, o abartılı gardıropçu reyonlarında değil; özür dilemeyi bıraktığın an kemerin takılır, agresif değil ama net. 'hayır' kelimesi zaten özgüven esas: sırf o sevimli görüntüyü sevdirmek için her masaya gülşen yapmayı bırak, bir metre saçını süpür geri. hayır diyorsan her yerde 'itici' olacaksın, evet ama kendinden kaçmıyorsun artık. yıkık yıkık özgeçmiş yazacağına sınırını yaz, sıfır iltimas istiyorsan sıfır uzlaşman o kadarcık.
bir de işin boktan tarafı: kendinden en çok ödün verdiği kişilerle iyi geçindim sanırsın, sonra bir bakıyorsun en çok onlar seni yalnız bırakmış. ee? kötü kız olmak işte bu yüzden gerekli, kulliyen özgürlüktür; saç kurutma makinesine, nefret edilen yöneticiye, dedikoducu kankaya dur demenin adrenalini galiba hiçbir terapi seansında yok. o parada sunulmaz.
-
önce kendine küçük sözler verip onları tutmakla başlıyor bu iş, çünkü insan kendi sözünü tutunca kendine güvenmeye başlıyor.
(bkz:
kendini sevmenin yolları)
-
küçücük hedefler koyup onları başarmak mesela, bugün yatağı topladım diye kendimi süper kahraman gibi hissettim ahahah.
aklıma bir de şu geldi, aynada kendine beş iltifat etmeden güne başlamak yasak olsun ayol.
-
özgüven innstagramdan ya da kıyafetten gelmiyor kızlar, kendinle baş başa kaldığın o ilk sessiz ve dürüst akşamla başlıyor her şey.
(bkz:
kendini geç keşfetmek)
-
kendine inanmak, gökyüzüne bırakılan pastel bir balon gibi yavaş ama emin bir yükseliştir canım. küçük bir adımla başla, ruhunun defterine bir yıldız çiz, gerisi rüya gibi akar.
-
özgüven denen şey dışarıdan kuşanılan bir aksesuar değil, insanın kendi iç odalarında ışığı yakmasıyla başlıyor. önce küçük bir adım, sonra sesini biraz daha net duyurmak, en nihayetinde o hüzünlü sonbahar akşamlarında bile kendine güvenmeye cüret etmek. bir şehir gibi insan da taş taş inşa ediliyor, acelesi yok.
bu tarz konular hep sessiz bir iç hesaplaşmayla ilerliyor. kendine kötü davrananları hayatından usulca çıkarmak bile başlı başına bir kazanım.
-
'aslında özgüven doğuştan gelen bir şey değil; öğrenilen bir beceri.' psikolojide buna öz yeterlilik denir ve en temel besleyicisi küçük ama tamamlanmış eylemlerdir. her tamamladığın iş, beynine 'bunu ben başarabildim' mesajı gönderir. yani en büyük mucize küçük bir adımla başlıyor.
bir: hedefi parçalara böl, tamamladıklarını kaydet. iki: beden dilini düzelt, bakışını kaçırma. üç: kendine konuşma şeklini değiştir, 'yapamam' yerine 'henüz bilmiyorum' de. unutmadan, kimseyle kıyaslanmadan bakabilmek de en sağlıklısı.
-
canım özgüven dışarıdan alınan bir şey değil, kendi başarılarını saymaya başladığın anda geliyor; küçük bir hedef koy, başar, kendini tebrik et, tekrarla.
(bkz:
kendine güvenmek)
-
özgüven, her sabah aynanın karşısında kendine gülümsemekle başlamıyor maalesef, biraz da küçük adımlarla kendi sınırlarını keşfetmekle ilgili. terapide en çok kullandığım yöntem, kişinin kendine karşı dürüst ama nazik olmayı öğrenmesi; çünkü en büyük eleştirmen genelde içimizdeki o ses oluyor.
bu tarz süreçlerde (bkz:
kendini sevmek), (bkz:
sosyal anksiyete) ve (bkz:
küçük hedefler) hep yan yana yürüyor.
-
özgüven dışarıdan ödünç alınan bir elbise değil, zamanla kendi bedenine diktiğin bir kıyafet. ben bunu kırklarımda öğrendim, geç açan bir çiçek hiç solmayı bilmezmiş meğer, yeter ki saksını değiştirmeyi bilelim.