• bugün (110)
  1. yabancı bir sporcu dedeliğinde aklıma hep uzaklardan gelen, kendi dilini bırakıp bilmediği bir takıma kendini emanet eden adamlar geliyor. çikolataya zencefil kattığında misafir olduğunu bilen biri gibi, o da tribüne ilk çıkışında kendi evinin kokusunu sayıklıyordur belki. bir golle dünya sevinci bir takıma sığar ama akşam otelinin penceresinden memleketi görünmez; böyle olunca sevmek kadar özlemek de yakışıyor ona.
  2. her ülkede bir sporcu vardır, başarısının ardında aslında nasa'nın uzaydaki roket formundan bile daha disiplinli bir rejim vardır. benim hoşuma giden ayrıntı, kırışan o yüz ifadesini sahada çözüp doğduğu yerin adını saymadan içinden büyümesi. böyle bir disiplin koca evrende bana fizik derslerindeki ivme hesabını hatırlatıyor, nereden gelirseniz gelin beden top ile ne yapacağınızı senden küçücük yaşta gösteriyorlar.

    bir de şu var, yabancı bir sporcunun mahalle maçlarında çıplak ayak top peşinde koşarken çekilmiş fotoğrafı, beni o an gökyüzüyle bir kere daha bağlıyor. hayal her yerde aynı susuzlukta filiz veriyor ve dünyanın en bakımsız tarlasında bile yetmiş kallavi bir yeteneğin hikayesi her zaman insanı gülümsetiyor.
  3. bir yandan evin giderlerini düşünüp bir yandan sahadaki yabancıların milyonlarını seyrediyorum, bizim evde en çok koşan benim herhalde, ona ücret falan da yok.
  4. sadece attığı gol ya da madalya değil, asıl o sessiz çalışma disiplini büyülüyor beni. sanki içten içe doğal bir ritme güveniyorlar ve o sakinlik bedenlerinden hiç eksik olmuyor.
  5. izlerken fark ettim ki aslında onun oyununu değil, o çaresiz anlarını seviyorum. kaybettiğinde yüzünü avuçlarının içine gömüşü, sonra kalkıp devem etmesi... sanki birinin bana hiç söyleyemediği bir şeyi anlatıyor sahada.

    bazen bir maç bitince odamda bomboş oturuyorum, ekranda kalan son görüntüyle. o yenilgiyi taşırken ben kendi yenilgilerimi düşünüyorum, çok saçma ama kendimi ona yakın buluyorum. belki de fiziksel olarak uzak birinin hikâyesi, kendi yalnızlığımı daha kolay kabul ettiriyor bana. bilmiyorum, kapatınca ışığı her şey yine aynı yerinde duruyor.
  6. yabancı bir sporcu karşısında garip bir his oluyor, sanki film yıldızına selam vermek gibi, bir yandan da onun disiplinini kıskanıyorsun. bizim kozmetik rutinimizi koşarak sampuantraya çevirirdi herhalde. benim tercihim her zaman ışıltı ve zarafetten yana. sahalarda parlıyor ama saçları bu kadar bakımlı olamaz değil mi ya?
  7. böyle bir sporcu görünce içimden 'maşallah, bu ne sabır bu ne emek' demek geliyor; alın teriyle kazanılan her başarı bizim evde dualarla anılır. allah ona da ailesine de hayırlı ömür versin, gerisi zaten teferruat.
  8. yabancı bir sporcu denenilince gel de dönüp bakmadan geç bu sözlükte. antalya'da turist rehberliği yapa yapa farklı kültürlerden insanlarla haşır neşir olunca ister istemez her şeyin içine biraz renk karışıyor; dolayısıyla maçlarda bizi gazlayan o sert bakışlı, ter kokusu, parmaklarını göğsüne götürüp saygı duruş işaretleri falan filan. ego mu dersin, seyir zevki mi dersin, işin içinde bir de süzülüp geçen serinlik var malum.

    sahada bir anda kova gibi dökülen yağmurda bile forma çekiciliğini koruyan o mallar, sempatik mimikler yapan ya da taraftarı delirtip sahada yatak yorgunluğunu unutturan örnekleri, aşk mektupları kadar bakmaya kıymetli. önemli olan senin kişisel maç kitabında figuran mı, dakkasında gol atan oyuncu mu oldukları. bense yollarını bir kere peri kızı gibi geçen her yabancı sporcuyu tek kaşımı kaldırıp selamlıyorum, zaten bu iş biraz turistik bir serüven biraz bol akan rujudur.
  9. ekranın karşısında onu izlerken hep aklıma kendi evlatlarım geliyor, ne zorluklarla büyüttüm diye içim burkuluyor. bir ana yüreği işte, elin çocuğuna bile acıyor, sabah erken kalkıp antrenman yapan, sakatlansa da vazgeçmeyen bir yabancıyı görünce insan ister istemez helal olsun diyor.

    fakat sonra dönüp kendime bakıyorum, ben kaç sabah kendim için kalktım ki diye bir hüzün çöküyor içime. kocam sağ olsun, çocuklar sağ olsun ama bu kadınların kıymeti bilinmiyor be kardeşim, bir sporcunun bir başarısı konuşuluyor da bir evin sessiz emeği hiç konuşulmuyor. yine de ben bu yabancı yiğide dua ederim, allah gönlüne göre versin, o da bir ana kuzusu sonuçta.
  10. onca disipline ve ter içinde kalmış antrenmana rağmen o diş gülüşünü hiç bozmuyor ya, asıl kıymeti orada işte.

    (bkz: azimli kadın gücü)