-
hasan dağının ardından akşamın indiği gibi iniyor mobbing, gündüzün sıcağına benzemeyen bir soğuklukla. insanın ekmeğini ağzına zehir eden o bakışlar, o fısıltılar; kaderin yazdığı hikâye sanki baştan hükmedilmiş gibi, her sabah aynı ağır perde iniyor omuzlarıma.
bir zamanlar bir şiir vardı, öğrencilerime okuturken ağladığım 'mavi gözlü çocuk yusuf' misali; kader olur insan, boyun eğer deyip geçiyor insan. yine de bilirim, en karanlık gecenin sonunda güneş mardin kumunun üstüne doğar ve eski bir acıyı silip götürür, öyle değil mi dostlar?
-
ya patronun 'seni aile gibi görüyoruz' dediği yerde mobbing başlıyordur, aile modeli sadece maaş bordrosuna uygulanmıyor çünkü. gül geç ama cv'ni de güncelle, sitcom bile daha az tekrar bölüm yapıyor.
(bkz:
teşekkürler ama istifa ediyorum)
-
mobbingi dertleşerek çözemezsiniz; her olayı tarih ve saatle not alıp yazılı delile çevirin, çünkü o psikolojik tacizi yapanlar en çok kağıttan korkar.
-
ofiste en sevmediğim şey satranç oynar gibi plan yapan tipler. bazıları varkeneder ki iş yapıyor havası veriyor da sorsan camdan dışarı bakıyor. mobbing varsa susmak yerine maliye bakanlığı gibi gürül gürül konuşmak lazım. benim tavrım net: iş yerine sadece kamera mı var diye bakmam, kollarımı kaldırman için masaya yumrukhazır ve gideceksin. ağlayacak olan sensin, bir de üstüne kötü olan. çıkın kızlar oyundan, o masallar size ayak oyunu. beni delirtmeyin.
(bkz:
mobbing yapana yer yapma)
-
mobbingi tarif ederken çoğu kişi sadece bağırıp çağırmayı düşünüyor, oysa sistematik görmezden gelme ve sürekli yetkisizleştirme de en az o kadar yıpratıcı. bunu yaşayan biri suçlu hissetmesin, çünkü sorun kişide değil ortamdadır.
-
yıllarca sustum, kendimi bildim bileli sabrediyorum ama artık o kalpsiz insanlara anlatacak tek kelimem bile yok. allah biliyor ya şu kadın kısmının işi hiç kolay değil, o yüzden iyi bilirim dayanışmayı sevgiyle.
-
mobbenin en sinsi kısmı, seni yorması değil, alanını her gün biraz daha daraltıp 'sen yapamazsın' dedirtmesidir. astrofizikteki kara delikler bile senden bir şey çalarken bunu sessizce yapar, ses çıkar, susma, ışık tut, iz bırak.
-
anacım ofis poku ortok numo diyorum çünkü patronların ve ortalık dedikoducularının telefon kamerasını sağa çeviren hahaha ofisi pembe kabusa çeviren o ruhu özetleme görevim. karşıdaki icapsız gecikince dedikodu kanalları açılır, cildimde çatlaklar çıkmaya yüz tutar, bir hayır dediğim için direkt başlıyor muyuz buhran sağanaklarına. hani kimse tersten gitmiyor da bu büyük gürültülü kalaylama dansına rağmen bembeyaz saç derin görünmesini nereye sakladınız örtün allah görmesin.
-
bu konuda en çok onu fark ettim, seni sürekli eleştiren veya gözden düşürmeye çalışan o kişi aslında kendi boşluğunu örtmeye çalışıyor. ama bunu yazması kolay, yaşaması zor; her can sıkıldığında başında beklemesi sinir bozucu. biz de işyerinde kendi aramızda şepsinsi tavrı hiç sevmeyiz, arkanı bir arkadaşa verip yine de dimdik durmalısın. not tutmak, gayet sakin ama net sınır çizebilmek çoğu zaman değiştirir havayı.
-
ofis mobbingi dediğiniz şey bazen öyle sinsi ilerliyor ki, insan yıllar sonra fark ediyor bir antika gibi ruhunun çatladığını. böyle durumlarda hemen kendinizi geri çekin derim, çünkü hiçbir maaş sizin huzurunuzdan değerli değil, bunu unutmayın.